25 Aralık 2008

Film Yorum 56 - Body of Lies

7.5/10

http://www.imdb.com/title/tt0758774/

Yönetmen: Ridley Scott

Oyuncular: Leonardo DiCaprio (Roger Ferris), Russell Crowe (Ed Hoffman), Mark Strong (Hani), Carice van Houten (Gretchen Ferris)

Roger Ferris, ABD istihbaratının sahada ve insan yaşamının elde edilecek istihbarattan daha değerli olmadığı tehlikeli koşullarda görev yapan ajanlarından biridir. Ortadoğu'da terörizme karşı istihbarat toplarken sürekli olarak uydularla Amerika'da operasyonları masabaşında yürüten CIA ajanı Ed Hoffman tarafından izlenmekte ve kontrol altında tutulmaktadır. Kendince stratejiler üreten Hoffman, dünyanın en karmaşık istihbarat ağından kaçmayı başaran ve bir dizi bombalama eylemi düzenleyen bir terör örgütü liderinin peşindedir. Teröristi açığa çekmek isteyen Ferris, Ürdün gizli servisi ile de anlaşmaya çalışmaktadır. Bu arada Hoffman ve Ferris'in diğer şahsi hareketleri yüzünden işler gittikçe karışacak ve Ferris, hedefe yaklaştıkça güven kavramının hem tehlikeli, hem de hayatını kurtaracak tek şey olduğunu keşfedecektir.

Artılar:
* Film klasik ajan filmlerindeki abartılardan uzak oldukça gerçekçi senaryo ve sahneler ile ilgi çekici bir yapım.
* Leonardo DiCaprio ve Russell Crowe alışılagelmiş oyuncu karakterlerinin dışındaki karakterleri başarı ile sergiliyorlar.
* Bu arada Ürdün istihbarat şefini canlandıran Mark Strong da oldukça güçlü ve karizmatik bir karakter sergiliyor, tabii biraz Andy Garcia tipinin etkisi de yok değil bunda :)
* Kültürler arasındaki farklılıklar da son derece sade ama etkileyici bir şekilde; üstelik de filmin genel akışına uygun verilmiş.
* Efektler, teknoloji vs. anlamında etkileyici sahneler dışında duygular anlamında da etkileyici sahneler mevcut: insanların hayatının bilgiden değersiz olduğu ve harcanabilirliği anlamında helikopterin kovalama sahnesinde yaşananlar; kültürel farkların yansıtılmasında Leonardo'nu Aisha ile el sıkışamayıp elinin havada kalması; onca teknolojiye rağmen süper gücün bile çaresiz kaldığı uydu ile jip takip sahnesi; masum bir insanın yem olarak kullanımına yönelik yapılan sanal eylem, medya gücü ve sonuçları, vb.
* Filmin evde oturarak televizyondan ve medyadan her gün yaşanan savaşları ve terör olaylarını seyreden insanlara; değişik bakış açıları (nispeten) ile olayları daha gerçekçi ve iç yüzü ile anlatmak açısından da ufak bir faydası var. Her tarafın çıkarması gereken dersleri biraz da olsa mesaj olarak verebiliyor sonu ile. Hangi tarafda iseniz "algıda seçicilik" ile diğer tarafa yönelik mesajı yakalamanız daha olası :)

Eksiler:
* Tüm bunlara rağmen filmin vermeye çalıştığı mesajlarda hem Amerikan politikalarına ve istihbarat yöntemlerine hem de din fanatikliği ve teröre yönelik gösterdiği yaklaşımlar da yine de Amerikan bakış açısının izlerini görmek mümkün. Özellikle terörün masum insanlara verdiği zarar anlatılırken batıda yaşananlar gösterilip, teröre başvuranların da aynı zamanda orta doğuda nasıl eylemci buldukları ve bu insanların da aslında kurban oldukları falan tamam doğru da Amerika'nın bu yaşananlar da katkısı neler onlardan da bahsetmek ve Arap halkının gözünden olanların nasıl görüldüğünü de vermek gerekirdi bence. Örneğin Irak işgali ile muhabir olup sonrasında da ayakkabı atma noktasına kadar gelen Iraklı gazetecinin yaşamı sanırım bunun en güzel örneği; bir sonraki filmde kullanırlar artık. Filmin adı üstünde zaten "Yalanlar Üstüne"; malzeme bol, daha anlatılmadıklar da var yani...

13 Aralık 2008

Film Yorum 55 - The Day the Earth Stood Still

7/10

http://www.imdb.com/title/tt0970416/

Yönetmen: Scott Derrickson

Oyuncular: Keanu Reeves (Klaatu), Jennifer Connelly (Helen Benson), Jaden Smith (Jacob Benson), Kathy Bates (Regina Jackson), John Cleese (Prof. Barnhardt)

Daha önce de Dünya'ya gelmiş olan uzaylılar bu sefer farklı bir amaçla gelmektedirler. Uzaylı Klaatu'nun yeryüzüne inişi ve sonrasında kurduğu temaslar bir dizi önlenemez olayı başlatır. İnsanlığı uyarmak için gelen Klaatu'ya düşman gözüyle bakılır ve dünya liderleriyle temasa geçmesi önlenir. Helen, bu yanlış anlamaları gidermek için çabalarken, bir yandan da kaçınılmaz sonun geldiğini fark etmiştir.

Artılar:
* Film 1951 yapımı orijinal filme oldukça ilginç eklemeler getirmiş: Klaatu'nun biyonik zırhı, diğer kürelerin amacı, robot Gort'un mikro yapısı, insansız hava araçları, vb.
* Klaatu'nun Matrix'i hatırlatan güçleri de ilginçti. :)
* İnsan aptallığının ve inadının sınır tanımadığını da gösteren ilginç örnekler vardı. Askerlerin Gort ile savaş gerzekliği gibi.
* Senaryo, tipik bir ilk yarısı bilinmezler içeren felaket filmi modundaydı ve merak uyandırıcıydı.

Eksiler:
* Oyuncu kadrosu ve görsel efektlere rağmen yine de bilim-kurgu meraklıları dışındaki kişilere hitap edebilecek ilginç bir hikayesi bulunduğunu söyleyemeyeceğim.
* Orijinal filmde bulunan insanları tanımaya yönelik geziler, gözlemler ve verdiği mesajlar bu filmde çok da yer almamakta; hatta insanları anladığını gösteren sahne o kadar yavan ve sığ kalmakta ki, "hadi canım" diyesi geliyor insanın.
* Orijinal filmde uyarı amaçlı kullanılan ve daha etkili sunulan (sene 1951 ve efektler olmamasına rağmen) elektrik kesintisi hali, burada en sonda ve anlamsız kullanılmış. İnsanların ders çıkarmasını beklemek hayal olur yani. :)
* Bir de uzaylının geliş amacı da çok iyi verilememiş; orijinalinde en sonunda uzun uzun anlatıyordu ve kararı da insanlara bırakıp gidiyordu. Üstelik orijinal filmde amaç birşeyleri de yok etmek değil, uyarı vermekti; şimdiki filmde de bu son uyarı falan diye gelmiş olsa çok daha iyi olurdu bence.
* Orijinalinde olmayan 2. uzaylının bunca yıl ne halt ettiği meçhul!

Not 1: Orijinal filme eklenen bir husus (Klaatu'nun ölecekken "geçici" dirilmesi) dini açıdan konuyu sağlama bağlamak için eklenmiş (Mutlak bir varlığın sadece bu güce sahip olduğu da Klaatu tarafından söyleniyor). Çok benzer bir durum (mezarlık sahnesi) bu filmde de mevcut. Uzaylı da olsa gücünün bir sınırı var yani.

Not 2: Açıkçası, filmin her şeyi iyi olsaydı bile temeldeki fikirde zaten sorunlar bulunduğundan çok iyi bir yapım olma ihtimali de zaten yoktu. Bir kere filmin mantığında insana göre daha gelişmiş olan uzaylının, "insanı sadece düşünen bir hayvan olarak gören" tipik zihniyetin bir ürünü olduğu aşikar. Çünkü böyle bir uzaylı canlının da duygular konusundaki cehaleti (filmdeki örnekler: şefkat, üzüntü, sevgi, müzik, vb.) ile nasıl olup da insandan daha üst düzeyde bir canlı olarak kendisini gördüğü de yine uzaylının ancak "teknolojiyi üstünlük olarak gören" zihniyetin bir ürünü olması ile açıklanabilir. E, temel de böyle çürük bir mantaliteye dayandığından mantık hataları ve sorular ard arda geliyor doğal olarak. Gerisi detay...

Film Yorum 54 - Madagascar: Escape 2 Africa

6.5/10

http://www.imdb.com/title/tt0479952/

Yönetmen: Eric Darnell, Tom McGrath

Seslendirenler:Bernie Mac (Zuba), Ben Stiller (Alex), Sacha Baron Cohen (Julien), David Schwimmer (Melman), Jada Pinkett Smith (Gloria), Chris Rock (Marty)

Kahramanlarımız Madagaskar adasından kurtulmak için eski bir uçağı onaran penguenlere güvenip New York'a dönmek üzere yola çıkarlar. Ancak Afrika’nın üzerinden geçerlerken yere çakılırlar. Artık New York’taki hayvanat bahçesinde doğup büyümüş bu hayvanlar için Afrika'nın uçsuz bucaksız düzlüklerinde hayatlarında ilk kez kendi cinslerinden hayvanlarla beraber karşılaşma ve yaşama şansı doğmuştur.

Artılar:
* İlk filme çok benzer espri öğeleri ve karakterler ile devam niteliğinde bir film. Eğer bundan sıkılmazsanız. Penguenler yine favori tiplemeler.

Eksiler:
* Yukarıda da dediğim gibi aynı tarz ve hiç bir ilave katılmamış katıksız bir yapım.
* Artık klişe hale gelmiş Amerikan tarzı çizgi film öğeleri de zibil gibi: İnsan karakter ve davranışlarındaki hayvanlar, yaşam tarzları, duygular, vs. vs. her tarafı bayat klişeler ile bezeli, sonu da belli, tek amacı da ilk filmi unuttuğunuzdan bununla iyi vakit geçirin bari...

06 Aralık 2008

Film Yorum 53 - A.R.O.G.

8.5/10

http://www.imdb.com/title/tt1286126/

Yönetmen: Cem Yılmaz, Ali Taner Baltacı

Oyuncular: Cem Yılmaz (Arif/Logar/Kaya), Özge Özberk (Ceku), Özkan Uğur (Dimi), Zafer Algöz (Karga), Ozan Güven (Taşo), Nil Karaibrahimgil (Mimi)

Gora gezegeninde yaşadığı maceradan sonra yanında sevdiği kadın Ceku ile beraber dünyaya dönen Arif mutlu bir yaşam kurmuş, doğacak çocuklarının tatlı telaşı içinde yaşamını sürdürmektedir. Ancak komutan Logar evrendeki en büyük düşmanı Arif’den intikam almaya yemin etmiştir. Arif’i öldürmenin basit bir intikam olacağını düşünen Logar, daha acı verici bir yöntem bulur ve Arif’i 1 milyon yıl öncesine gönderir. Arif tekrar kendi zamanına dönmek için çabalarken tarihin ilk devirlerinde yaşayacakları hem onun için hem de o devirdekiler için unutulmaz olacaktır...

Artılar:
* Cem Yılmaz bu film ile gösteriyor ki Türk insanı için mizah denildiğinde akla ilk gelecek isimlerden birisi kesinlikle kendisi olacak.
Şu söz de hoşuma gitti, birisi demiş ki: Cem Yılmaz daha iyisini yapana kadar en iyisi bu!
* Tipik bir Cem Yılmaz klasiği olarak filmin sonunda espri bombardımanı yüzünden her sahneyi hatırlamıyorsunuz. Ama maymunlarla geçen sahneler, Logar'ın Arif'i zamanda geriye yollamadan önceki sahneleri, bakkal ile konuşması, medeniyeti oluşturmaya yönelik tüm çabaları, vs. hakkaten unutulmaz sahnelerdi.
* Yontma taş devrini espri malzemesi olarak kullanmayı akıl etmek ve bunu da ustalıkla başarmak açısından da takdir etmek lazım Cem Yılmaz'ı. "Hangi devirdeyiz kardeşim bana bunları yapıyorsunuz", "Jurassic parka çevirdiniz lan", "Çocuk falan bu devirde zor, ohoo siz bunu şimdiden derseniz", vb. daha çok var ama aklıma gelmedi valla başka!.. :)
* Film GORA'nın devamı olmayı hem konusu, hem kurgusu hem de başarısı ile gösterecek hiç şüphesiz.
* Espriler yine son derece hoş, kaliteli, orijinal ve filmin akışına/olaylara ustaca yedirilmiş. Bazen ard arda öyle bir bombardıman şeklinde geliyor ki arada bir iki taneyi kaçırıyorsunuz :)
* Hatta bazı espriler o kadar farklı zeka ve zevklere hitap ediyor ki, değişik sahnelerde değişik esprilere onlarca farklı kişiler kopuyor. O yüzden esprilerde bir tekdüzelik de yok, ortaya karışık. :)
* Film hikayesi ile son derece malzemesi bol bir alan yakalamış ve bunu da ustaca kullanmışlar.
* Filmdeki teknolojik efektler ve müzikler de son derece başarılı.
* Yine yer yer bir çok filme ustaca göndermelerde bulunuyor Cem Yılmaz. Mission Impossible, Eyes Wide Shut, Jurassic Park, 2001: A Space Odyssey, 300, Ghost, Face/Off, Alien, vb.
* Futbol ile ilgili sahneler de tam Türkiye'deki futbol yaklaşımlarına yaraşır bir tarz ve iyi gözlemler ile verilmiş.
* Bu sefer belden aşağı espiri yok denecek kadar az ve küfürleri ise yontma taş devri dili ile evirip çevirerek yırtmış. Hele bazı sahnelerde kesin küfür geliyor derken, bakmışsınız siz içinizden küfür ediyorsunuz ama karakterden çıkmıyor!
* Bazen seyirciyi olaya katan ve ekrana oynanan sahneler de vardı ve ilginçti. Küfür kullanımına yönelik de eleştirmenlere kapak olabilecek güzel bir sahnesi var.
* Filmin fragmanlarında görünenden çok daha fazlasını içermesi de sevindirici, genelde en iyi sahneler fragman da olur ya ellerinde başka malzeme olmadığından, AROG'da öyle değil işte.
* Son zamanlarda kalite ve seviye özürlü rezalet ötesi mizah filmleri ekranlarda utanmadan boy gösterirken (misal: Recep İvedik, Tropic Thunder, Zohan..) böyle zeka dolu ve ince esprili, her sahnesine kurgu, kostüm, efekt, müzik anlamında özen gösterilmiş bir yapıma en azından daha iyisinin olabileceğini ve de nasıl olabileceğini gösterdiği için teşekkür de etmeli. Bir 0.5 puan da sırf bu yüzden hediyem olsun :)
* Kısaca: Yontma Taş devrini bile en son teknoloji ile Türk'e göre yontmuş Cem Yılmaz, helal olsun...

Eksiler:
* Film 2 saatlik süresi ile bir hayli uzun. Bu son kısımdaki gereksiz uzatılan maç sahnesi dışında göze fazla batmasa da yine de uzun. Maç sahnesinin sıkıcılığı belki de en önemli eksisi.
* Cem Yılmaz'ın ana 3 karakteri başarıyla canlandırması dışında diğer ünlü oyuncuların neredeyse hiç performans göstermesi gerekmiyor ve ön plana çıkan rolleri olmuyor. Her ne kadar adam tek başına yetse de, konu-malzeme gani de olsa sonuçta film bu, standup değil ki...
* Bitişi de filmin uzunluğuna ters ve beklenenin aksine aniden oluveriyor.
* Geçmişe yolculuk olur da mantık hatası olmaz mı; Arif'in geleceğe etkileri noktasında mantık biraz bozulmuş... :)

Not 1: Sinemacılık açısında belki eksi ama filmin de artısı: Filmin eğlendirmek dışında bir amaç içermediğini ve böyle bir kaygısının da olmadığını unutmamak gerek.

Not 2: Duvardaki söz şu imiş: "Duanla yaşamadım ki bedduanla öleyim"

03 Aralık 2008

Film Yorum 52 - Burn After Reading

7/10

http://www.imdb.com/title/tt0887883/

Yönetmen: Ethan Coen, Joel Coen

Oyuncular: Brad Pitt (Chad Feldheimer), George Clooney (Harry Pfarrer), Tilda Swinton (Katie Cox), John Malkovich (Osbourne Cox)

Alkolik olduğu gerekçesiyle CIA'de arkaplan işe alınan ajan Ozzie Cox istifa eder ve anılarını yazmaya başlar. Ancak içinde gizli bilgiler de içeren bir CD'yi spor salonunda bir şekilde kaybolur ve salonda bir görevli olan Chad ve aynı yerde yönetici olarak çalışan Linda, bu CD ile Cox'a şantaj yapmaya başlarlar. İşin içine bir de Katie'nin birlikte olduğu federal ajan Harry girince olaylar daha karmaşık bir hal alır.

Artılar:
* Coen kardeşlerin tarzına has yine ilginç bir film olmuş. Sıradışı bir karamizah ve tarzlarını sevmiyorsanız hoşunuza gitmeyebilir (bkz. Fargo, Big Lebowski).
* Karmaşık ilişkiler, sunuluş tarzı ve yer yer mizah öğeleri ile eğlenceli bir yapım.
* George Clooney rolünde oldukça başarılı. Brad Pitt daha önce de benzer rollerde oynamıştı, ama yaş itibari ile sırıtıyor karakterinde.

Eksiler:
* Sahneler ve konu geçişlerinde bazı kopukluklar mevcut.
* Sonunun bitiş tarzı kimilerine garip gelebilir.
* Hikayede ilginçlikler bulunsa da yine de bir sıradanlık hissi her zaman mevcut ve ağır ilerliyor.

30 Kasım 2008

Film Yorum 51 - Devrim Arabaları

7.5/10

http://www.imdb.com/title/tt1282139/

Yönetmen: Tolga Örnek

Oyuncular: Taner Birsel, Halit Ergenç, Vahide Gördüm, Selçuk Yöntem, Uğur Polat, Serhat Tutumluer

1961 yılında Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel, yerli üretim bir otomobil yapılmasını emreder ve görevin TCDD işletmesine verildiğini açıklar. Hemen işe girişen 23 mühendisin önünde bu otomobili yapmak için Cumhuriyet Bayramı'na kadar yalnızca 130 gün vardır.

“Devrim” adı verilecek olan bu arabayı üretmek için 23 mühendis, kariyerlerini ve aile hayatlarını riske atarak zamanla, yoklukla, politikayla, karşılarına çıkan sayısız engelle baş etmek zorunda kalırlar.

60 günde çekilen film tarihin kapılarını aralıyor...

Artılar:
* Türkiye Cumhuriyeti'nin sanayii tarihinde gerçekten yaşanmış olayları, politik yaklaşımları ve özgüven eksikliğimizi oldukça güzel bir anlatımla seyirciye veriyor.
* Tarihi açıdan unutulan bazı gerçekleri ve bugünü değerlendirmemize de ışık tutuyor. Boş yere dememişler hayat geriye bakarak anlaşılır diye...
* Filmde konunun işlenişi ve yaşananların aktarılışı da filmcilik açısından yeterli ve eğlenceli.
* Bir mühendis gözüyle konunun çok daha ilgi çekici olduğu da bir gerçek.
* Hikayeyi bilseniz bile "acaba başaracaklar mı?" diye seyredende merak uyandırıyor ve sonuna kadar seyirciyi bağlı tutabiliyor, sıkılmadan seyrettiriyor.
* Oyuncaların birçoğunun dizi filmlerden aşina gelmesi ve rollerinde başarılı performanslar göstermeleri de bir artı.
* Bazı replikler de etkileyici:
- Yapabileceklerine inanmaları,yapmalarından daha önemli.
- Türkiye'de hiçbir başarı cezasız kalmaz.
- Senin bildiğin kadarını ben unuttum.
- Devrim yolda kalsa bile, en azından halk sırtlar götürür demiştik.
- Zaten adı Devrim olan bir arabanın yollarda gezmesine izin vermezlerdi.
- Garb kafası ile araba yaptık, şark kafası ile benzin koymayı unuttuk.

Eksiler:
* Ana konunu etrafında işi yapmak üzere toplanan karakterlerin tanıtımı ve hikayeleri çok da detaya girilmeden veriliyor; buna rağmen bazı sahneler de gereğinden uzun tutuluyor.
* Filmin geçtiği döneme ait ortam, dekor ve kostümler her ne kadar o döneme ait bir etki yaratsa da daha geniş mekan çekimlerinden masrafa girmemek için kaçınıldığı hissedilebiliyor.
* Filmcilik açısından eksi olmasa da bazı sitelerde belirtilen şu husus da dikkatimi çekti:
Özellikle gerçek araba yapımında emeği geçen insanlara en sonunda bir atıfta bulunma yapılmamış (hatta sondaki bir fotoğraf sahnesinden sonra gerçek fotoğraf da gösterilebilirdi) ve de siyasi bir yaklaşımdan mı bilemiyorum ama projede görev alan (hatta liderlik edenmiş) Erbakan'a da hiç değinilmemiş. Çok araştırmadım ama eğer gerçekten böyle ise, filmin ana teması olan gerçek bir hikayenin anlatımında objektif olunamamış demektir ve "emeğe saygı" diye sanat dünyasında çok değinilen bir hususta filmin kendisinin bunu atlamış olması daha da büyük bir ayıptır... “Benzini bitti diye yolda kalan araba” etiketiyle unutulan “Devrim”in hikayesini tarihte kaybolmaktan kurtaran bu filme bir mühendis olarak teşekkür ederken; böyle bir ayıp yaptılar ise bu notu da düşmem gerekir...

Not: "Devrim Arabaları” filminde, kullanılan teknoloji nedeniyle Türk sinemasında bir ilke imza atmış. Kayıt işlemi kasetlere değil, bilgisayar ortamında doğrudan harddisklere yapılmış ve bu sayede hem kayıt kalitesi yükseltilmiş, hem de sette anında kurgu yapma imkanı olmuş.

19 Kasım 2008

Film Yorum 50 - Bangkok Dangerous

6.5/10

http://www.imdb.com/title/tt0814022/

Yönetmen: Oxide Pang Chun, Danny Pang

Oyuncular: Nicolas Cage (Joe), Shahkrit Yamnarm (Kong), Charlie Yeung (Fon)

Soğuk kanlı, acımasız katil Joe, Surat isimli bir suç patronunun 4 düşmanını öldürmek için Tyland'ın başkenti Bangkok’a gider. Bu ülkeyi hiç tanımadığı için kendisine yardım etmesi ve yol göstermesi için Kong adlı bir dolandırıcıyla anlaşma yapar.

Görevini tamamladıktan sonra genç dolandırıcıyı öldürüp ardındaki tüm izleri yok etmeyi planlarken zaman ilerledikçe Kong’a akıl hocalığı yapmaya başlar. Bu arada yerel bir dükkanda çalışan sağır ve dilsiz bir kıza aşık olmaktadır. Bu gelişmeler onun hayatını sorgulamasına sebep olur. Artık soğukkanlı katil kimliği dışında Joe başka bir kimliğe de sahiptir.

Artılar:

* Uzun süredir suikastçı üzerine olmayan bir film olduğundan ve psikolojiyi iyi yansıttığından seyredilebilir bir film.

* Yer yer aksiyonu yüksek ve etkileyici sahnelere de sahip.

Eksiler:

* Konunun son derece klişe olduğu belli zaten ve yönetmenler 1999 yılındaki filmi Nicolas Cage'i de dahil ederek tekrar çekmişler. Eskisinin turşusunu kurdular ya da baktılar başka iş yapacak yeni bir şey yok ellerinde herhalde...

* Filmin başındaki ev modundaki karakolda penceresi bulunan sorgu odası hakkaten saçma bir durumdu; sırf amaca hizmet etsin diye seçilmiş ve üzerine kafa yorulmamış.

* Sonu daha iyi olabilecek iken nedense beklenen şekilde olmuş.

Filmden bir ders:

Dikkat edince daha önce de benzer filmlerde böyle sahneler hep mevcuttur: Kendini Dünya’nın sahibi olarak gören Batılı birisi özellikle uzak doğu kültürü ile karşılaşınca ilgi ve merak duyar, kendi bakış açısı ile filmde bu kültürün garipliği yansıtılır; adeta bir keşif şeklinde verilir. Bu arada doğuluda ona istediği hürmeti gösterir. Bunu şöyle de yorumlayabiliriz: Zavallı batılı Dünya’nın kendi etrafında döndüğünü düşündüğünden ve medeniyeti kendisine ait gördüğünden insancıl değerlerden koptuğunun farkında değildir.

Bu ruh halinde (aslında madde dışında maneviyata sahip olmadan) doğuda gördüğü farklı kültürler, inançlar ve manevi değerler ona yepyeni kavramlar gibi gelmekte, merak ve açlık içinde yaklaşmaktadır. Sözün özü: Kendi kültürü/inancı olmayanlar (veya zayıf olanlar veya ondan tatmin olmayanlar) başkalarınınkine daha fazla bir ilgi ve merak ile yaklaşıyorlar gibi. Genelleme yapmak doğru olmasa da bu da doğal bir sonuç denilebilir.


Tabii ki herkes farklı kültür ve inanca merak duyabilir, ama birçok filmdeki batının doğuya yaklaşımının ele alınış tarzı ile buradaki aşırılık ve bu kadar etkilenilmesi sanırım belirttiğim nedenden ötürü.


Onca “doğuda batılı” “batıda doğulu” içerikli filmden sonra ne hikmetse bu film böyle bir çağrışım yaptı, bu da ilginç yav... :)

15 Kasım 2008

Film Yorum 49 - Star Wars: The Clone Wars

6.5/10

http://www.imdb.com/title/tt1185834/

Yönetmen: Dave Filoni

Galaksi, kötü niyetli Ayrılıkçılar ve onların robot orduları ile Cumhuriyet ve cumhuriyetin Jedi koruyucuları arasındaki dev boyutlu iç savaş Klon Savaşları’ndan ötürü yorgun düşmüştür. Gitgide kızışan çatışmalarda avantaj elde etmek için, Jedi Savaşçı Anakin Skywalker ve onun Padawan öğrencisi Ahsoka Tano çok önemli sonuçlar doğuracak bir göreve gönderirler ve bu sırada ünlü suç lordu Hutt Jabba’yla karşı karşıya kalırlar.

Anakin ve Ahsoka’nın peşinde, onları Tatooine’de bekleyen tehlikelere ek olarak, Kont Dooku ve sinsi ajanları vardır. Aralarında gizemli Asajj Ventress’in de bulunduğu bu ajanlar Jedi’nin yenildiğini görene kadar dur durak bilmeyeceklerdir.

Artılar:
* Yıldız Savaşları serisini seyrettiyseniz, bu serinin temel özellikleri ve hikayeye nispeten uygun bir yapım olduğunu görebilirsiniz. Tipik bir ana konudan bağımsız giriş sahnesi, Jedi öğeleri ve karanlık tarafın sinsi, kurnaz oyunları (her şeyin plana uygun gitmesi), vb. açılardan film sizi tatmin edebilir.
* Karakterler karikatür gibi gözüküyor ilk başta ama gerçek filmlerdeki oyunculara da bir hayli benziyorlar ve bir süre sonra gözünüze fazla batmıyor.
* Efektler, görsellik ve ses kalitesi fena değil.

Eksiler:
* Eğer Yıldız Savaşları serisini daha önce seyretmediyseniz film sıkıcı da gelebilir, çünkü karakter tanıtımı olmadan, direkt konuya dalıyor ve sadece seriyi seyredener için nostaljik öğeler içeriyor. Hatta film seriye en azından yeni bir şey katılmış, eksik-kötü farketmez ne olursa olsun kaçırmamalı düşüncesine daha fazla hitap ediyor. Ben 6.5 verdiysem, 1 puan da seriye saygımızdan yani... Ama George Lucas "bu seriden ne versek, kalitesiz de olsa sevenler yutar" diye düşünüyorsa bu çizgi film ile muhtemelen son hakkını kullanmış oluyor... Bazı şeyleri tadında bırakmak lazım...
* Böyle bir yapımı normal bir film şeklinde yapamaları bir dezavantaj ama efektler, sahneler düşünülürse bir hayli maliyetli olacağı da aşikar...
* Bazı öğeler ise ana hikayeye uymamış:
- Serinin 2. bölümünde karanlık tarafa yaklaşan Anakin, burada adeta yeniden aydınlığa ulaşıp aşırı şakacı, yardımsever ve tek düze bir aksiyon kahramanı olmuş. Bu durumda arada arkadaş git-gel yapmış olmalı ama o arayı biz kaçırdık galiba.
- Yeni tipleme Ahsoka’nın ne işi var hikayede, çeşni olsun diye konmuş gibi ve sadece bir amaç için konduğu sonunda anlaşılıyor (ki olmasa da olur)...
- Obi-Wan ise arka plana atılıyor (ki Ahsoka'nın yerine olabilirmiş). Sanırım animasyon çocuklara hitap ediyor diye Anakin yeter, Obi-Wan da yaşlı demişler.
- Bir de seriden beklenenin aksine bir bitiş tarzı var diyebilirim, fazla detay vermeden.

14 Kasım 2008

Film Yorum 48 - Duchess

7/10

http://www.imdb.com/title/tt0864761/

Yönetmen: Saul Dibb

Oyuncular: Keira Knightley (Georgiana), Ralph Fiennes (Duke of Devonshire), Charlotte Rampling (Lady Spencer), Dominic Cooper (Charles Grey)

On sekizinci yüzyıl sonlarında geçen film 'Georgiana Duchess of Devonshire' adlı kitaptan uyarlanmış ve yaşanmış olaylara dayanıyor. Georgiana Spencer, henüz 18 yaşına girmeden, kendisinden yaşça büyük olan, İngiltere'nin en saygın kişilerinden 5. Devonshire Dükü William Cavendish'le evlenir ve Devonshire Düşesi ünvanını alır. Ne var ki, hayat dolu ve duygusal bir kadın olan Georgiana için bu, lüks içinde ama mutsuz bir hayata doğru atılmış bir adımdır. Kendisine varis olacak bir erkek evlat doğurması dışında onunla pek ilgilenmeyen, soğuk ve kibirli William, onunla neredeyse hiç konuşmaz. Georgiana uzun süre dünyaya bir erkek getiremediği için ilişkileri iyice gerilir. Ancak buna rağmen Georgiana, sıcak ve canayakın kişiliği sayesinde, dönemin sosyetesi ve değişmekte olan politik atmosferi içinde fazlasıyla sevilen ve dikkat çeken bir figür olmayı başarır. Kendine güveni artıp çevresi geliştikçe, hayatta neyi istediğinin de daha çok farkına varan düşes ve dükün evliliği, önce Leydi Bess Foster'ın dükle birlikteliği, ardından da düşesin çocukluk yıllarından tanıdığı politikacı Earl Grey'le yaşadığı fırtınalı aşkla sarsılır. Georgiana kalbinin sesini dinlemek istese de, bulunduğu mevki buna izin vermez.

Artılar:
* Film, geçtiği dönemi özellikleri, kıyafetleri ve olayları ile iyi bir şekilde yansıtıyor. Özellikle o çağa ait kadınların problemlerini yansıtıyor. Aynı problemleri çok benzer şekilde anlatan bu yaz gösterimde olan "The Other Boleyn Girl" filmi ile kıyaslandığında daha ilgi çekici olduğu söylenebilir.
* Ralph Fiennes'in oyunculuğu iyiydi. Karakterin sinir bozuculuğu ve iç dünyasında yaşadığı çelişkileri yüz ifadeleri ile güzel yansıtmıştı.

Eksiler:
* Film doğası gereği yavaş ilerliyor ve bu yer yer sıkıcı olabiliyor.
* Georgiana’nın moda konusunda başarılı biri olduğu, Charles Grey ile aşkı, vb. öğeler filmde çok da derinlemesine işlenmemiş.

Not 1: O çağda hizmetçilerin sanırım sağır ve dilsiz olmaları lazım; çünkü her türlü gizli konu, entrika onların yanında çok rahat konuşuluyor ve hatta insanlar da yalnızmış gibi davranabiliyor.

Not 2: Filmdeki ilginç bir diyalog: Düşes’in yeni kocası Devonshire Dük’ünün kadınların neden karmaşık elbiseler giydiği sorusuna Düşes’in verdiği cevap: “Erkekler konuşarak kendilerini ifade edebilir. Biz özgürce konuşamadığımız için elbiseler ile kendimizi ifade edebiliyoruz.”

08 Kasım 2008

Film Yorum 47 - Quantum of Solace

7.5/10

http://www.imdb.com/title/tt0830515/

Yönetmen: Marc Forster

Oyuncular: Daniel Craig (James Bond), Mathieu Amalric (Dominic Greene), Judi Dench (M), Olga Kurylenko (Camille)

Sevdiği kadın Vesper tarafından ihanete uğrayan 007, gerçeği açığa çıkarmak için Vesper’a şantaj yapan organizasyondan birini yakalar. Bond ve M’nin sorguladığı Mr White, organizasyonun herkesin düşündüğünden çok daha karmaşık ve tehlikeli olduğunu belli eder. Bond bu ara görevini yaparken kişiselleştirmemek için kendiyle mücadele etmektedir. Araştırması sırasında karşılaştığı Camille, Bond’u doğrudan acımasız bir işadamı ve gizemli teşkilatta büyük bir güç olan Dominic Greene’e götürür. Vesper’ın ihanetinden sorumlu olan adamı bulmaya yaklaşırken, 007 Greene’in sinsi planını açığa çıkarıp 'Quantum’u durdurmak için CIA, teröristler, hatta M’nin bir adım önünde olmaya çalışmaktadır.

Artılar:
* Bond serisinin 22.si olan film, seriye bir önceki filmde hem oyuncu hem de karakter açısından getirilen yenilikleri devam ettiriyor. Filmi serinin geçmişinden bağımsız ele alırsak (almazsak kısmı eksilerde) bir aksiyon filmine yönelik yeterince doyurucu sahne, efekt ve sürükleyici senaryoya sahip.
* Tipik bir Bond filminin bazı klişeleri kullanılmış: Hareketli bir giriş sahnesi, Dünya'nın çok çeşitli yerlerinde geçen konu/sahneler, vb.
* Filmde kullanılan teknolojik cihazların (dokunmatik ekranlı masa bilgisayar, GPS'li cep tel.) günümüzde kullanılan teknolojilere yakın olması ilginçti.
* Aksiyon ve efektler üzerine bir hayli çalışıldığı ve oldukça geniş mekanlarda bu sahnelerin başarıyla çekildiğini filmde hissediyorsunuz ve son derece inandırıcı geliyor çoğunlukla.
* Filmin ilginç bir sahnesi de modern bir Tosca uyarlamasının sergilenmesi sırasında arkaplanda Bond'un dahil olduğu olayların paralel sunulması...

Eksiler:
* Daniel Craig'den önceki Bond filmlerine bakınca J.Bond'un daha eğlenceli ve rahat bir tip olduğu kaçınılmaz. Bilerek tipte bir değişiklik yapılmış, daha gerçekçi ve daha aktif bir karakter verilmiş olabilir ama bu serinin eski yapısına uygun düşmemiş. Bu haliyle Jason Bourne tarzı günümüzde daha çok tutulmuş bir karaktere benzetme yapılmış gibi. Ama seriden bağımsız ele alırsak çok da yanlış bir tercih değil.
* Yine eski serideki bazı klişeler ise yoktu: "Bond, James Bond" repliği, kötü bir Bond kızı, yepyeni teknolojik oyuncaklar (günümüzde olmayan), vb.
* Ama filmdeki bir cep tel. süper bir optik zoom yeteğine sahipti ki, uzun yıllar olmayacak bir teknoloji sayılabilir :)
* Filmde esas Bond kızı ne zaman çıkacak diye bir süre bekliyorsunuz ve sonra durumu anlayınca esas kıza verilen rolün zayıf olduğunu ve bir de o rolü oynayan oyuncunun da role çok zayıf kaldığını görüyorsunuz.
* Kovalama sahneleri hangi teknikle çekilmiş bilmiyorum ama bazı anlarda seyircinin takibini güçleştirecek ve seyretme zevkini azaltacak kadar kötüydü.
* Casino Royale bu filme göre biraz daha iyiydi. Filmin müziği de bir önceki kadar iyi değildi.

Not 1: Filmi bir önceki filmin bittiği yerden devam ettirmişler ve görünen o ki bunun bittiği yerden de bir sonraki gelecek. Yani seri bir film şekline çevirmişler konuyu...

Not2 : Quantum of Solace : Bir Zerre Teselli anlamında (Gerçi örgütün adı da "Quantum" ama)

29 Ekim 2008

Film Yorum 46 - Death Race

6.5/10

http://www.imdb.com/title/tt0452608/

Yönetmen: Paul W.S. Anderson

Oyuncular: Jason Statham (Jensen Ames), Joan Allen (Hennessey), Ian McShane (Coach), Tyrese Gibson (Machine Gun Joe), Natalie Martinez (Case)

Yakın zamanda, aşırı sanayileşme, yüksek nüfus artışı ve çılgın tüketim alışkanlıkları yüzünden dünya düzeni bozulur. İşsizlik oranı tavana vurur ve suç oranındaki artış kontrolden çıkar. Cezaevi sistemi de özel şirketlerin kontrolünde kendi çıkarlarına kullanılmaya başlanır. Terminal Island Hapishanesi, düzenlediği yarışları internette yayınlayarak ölümüne yapılan bu yarışlardan para kazanmaya başlar.

Eski bir otomobil yarışçısı olan Jensen Ames, işlemediği bir suçtan dolayı bu hapishaneye düşer. Burada hayatta kalabilmek için yarışmaya zorlanırken bir yandan da kurtuluş yolu aramaktadır.

Artılar:
* Tipik bir aksiyon filminin klişelerine ve efektlere sahip olup bu açıdan tercih edenlere hitap edecektir. Zaten eski bir filmin yeni çekimi olan film de ilave bir şey vaad etmiyor.
* Efektler gerçekçi ve adeta bilgisayar oyunu havasında çekilmiş (özellikle silah, kalkan almak için yerdeki kapaklardan geçmeler) yarış sahneleri mevcut.
* Yalnız Jason Statham bu gidişle son on yılın aksiyon sineması oyuncusu olacak. Geçmiş on yıllarda adından söz edilen Van Damme, Michael Dudikoff, vb. gibi. Zaten bu oyuncuların da filmleri genelde vasatın biraz üstünde olan ve tek amacı aksiyon olan filmler şeklindeydi.

Eksiler:
* Filmin konusu ve gerekse işlenişi açısından klişeler ötesinde bir şeyler yok, sürpriz bir durum da yok (her ne kadar araya ufak bir şey sıkıştırmış da olsalar). Bodoslama gidiyor yani.
* Ancak konunun çok benzeri Arnold Schwarzenegger'in "The Running Man" filmi insanın aklına gelince bu film daha da bir tekdüze geliyor insana.
* Filmdeki yarışlar, silahlar, vs. her şey o kadar oyun havasında ki, mantık hatalarından bahsetmeye gerek yok ilave olarak. :)

Film Yorum 45 - City of Ember

6.5/10

http://www.imdb.com/title/tt0970411/

Yönetmen: Gil Kenan

Oyuncular: Bill Murray Mayor Cole), Tim Robbins (Loris Harrow), Saoirse Ronan (Lina Mayfleet), Harry Treadaway (Doon Harrow)

İnsanlar, büyük bir felaket sonrası yeraltında kurulan bir şehirde yaşamaya başlamıştır. Şehrin kurucuları, 200 yıl sonra açılacak bir kutuyu şehrin başkanlarına elden ele aktarılmak üzere bırakmıştır. Ancak bu kutu yıllar içinde unutulmuş ve insanlar gökyüzünün her zaman karanlık olduğu, güneşin ne olduğunu bilmedikleri bir ortamda yaşamaya alışmıştır. Kentin jeneratörü sürekli arızalanmaya başlayınca sürekli karanlıkta kalmaktan kurtulmak için Lina ve Doon adında iki çocuk çözüm aramaya başlarlar

Artılar:
* Fantastik ve gizem dolu ilginç bir yapım. Özellikle şehrin atmosferi ve masalımsı bir anlatım güzel şekilde verilmiş.
* Tim Robbins ve Bill Murray de filme kaynamışlar arada. Ama Tim Robbins kısa bir role de sahip olsa rolünün hakkını veriyor, diğeri için aynısı pek söylenemez.

Eksiler:
*Ağırlıklı olarak bir çocuk filmi olmasını bir köşeye koyarsak ortaya inanılmaz sayıda mantık hatası ve açıklanamayan olay çıkıyor. Bu da aslında neden bir çocuk filmi olduğunu açıklıyor :) Tabii bu durumda filmdeki hatalar yüzünden kopup gülmeniz ve hayretler içinde kalmanız da aslında bir yönden eğlenceli vakit geçirmenizi sağlayabilir. Gelelim bu mantıksızlıklara:
- Dünya'da bir felaket olmuş tamam da ne olduğu meçhul, ona göre devamındaki olaylar zinciri anlam kazanabilir ancak. Sonradan gözüken yaratıklara bakılırsa kimyasal bir felaket olmalı, tabii bu durumda yerin altında 200 yıl belki işe yarar.
- Peki bu durumda, insanlar havayı nereden buldu? Hele belediye başkanı kendince bir çözüm bulmuş filmde de, hava nerede kardeşim??
- Şehrin kurucusu mavi yakalı mühendis (!) atalar ne hikmetse 200 yıl sonra açılacak bir kutuyu sadece bir kişiye emanet ediyorlar, madem tüm insanlık için (ve zaten kutu da açılamıyor) tüm şehir bilsin yav, ne olur ki?
- Hele de bu kutunun enerjisi ne ile sağlanıyor, 200 yıl nasıl gidiyor ben anlamadım bu teknolojiyi?
- Şehrin nüfusu konusu da biraz sıkıntılı, toplasan 500-1000 kişi yok, diğer insanlara ne oldu?
- Yasak bölge diye bir yer vardı da ne oldu orası anlamadık?
- Şehrin kurucuları nedense şehirden çıkmak için bulmaca misali ve %1 olasılıkla hayatta kalınabilecek bir yöntem seçmişler. Ve gel gör ki %99 olasılıkla bizim çocuklar başarıyorlar. Hele bir de küçük bir kız var ki, aman aman!! Diğer ikisi ile birlikte gidiyor ama çocuğun tehlikelere vs. tepkisi sıfır, heyecan/ağlama yok böyle şeyler!.. İnanılmaz yav.
- Hele bu küçük kızın radar ve gps sistemi var kesinlikle. Çünkü arka sokaktaki ablasının kendini çağırdığını hissediyor (ki böyle bir şey olmuyor) ve sonra da pat diye buluyor. Bu kadar olur yani!
- Şehrin kurucuları kutuya bir şeyler koymuşlar da, ne hikmetse başkandaki zımbırtı nereden pırtlıyor, meçhul??
- Ben güneş gözlüğü ile bile güneşe bakamazken hayatında ışık görmeyen bu arkadaşların bakışları muhteşemdi!!!
- Arkadaşların gözleri karanlıkta kala kala teleskopik zoom özelliği de kazanmış olmalı, seyredin en sonunda anlarsınız...
- Güneş ışığı olmadan yetişen bitkiler de ilginçti...
- Peki 200 yıl bozulmadan kalan besinler hangileri??
- Yaşlı amcamın dişlileri tamir yöntemi, şehirde güvenliğin sıfır oluşu, sandalın kontrol mekanizması, vs. vs. daha neler neler? Velhasıl iyi gülünür yani :)
* Bir de bu filmin kitabı varmış, ona göre değiştirmişler biraz, iyi olmamış falan diyorlar. Ama benim gibi kitabı bilmiyorsanız seyretmekte bir sıkıntı yok, bu hali bile yeter :)
* Sonuç olarak, Golden Compass, Spiderwick Chronicles, Eragon ve The Chronicles of Narnia yolunda giden bir yapım. Yani "Lord of the Rings" ile kıyas bile kabul etmeyen başarısız yapımlar serisi...

19 Ekim 2008

Film Yorum 44 - Eagle Eye

7.5/10

http://www.imdb.com/title/tt1059786/

Yönetmen: D.J. Caruso

Oyuncular: Shia LaBeouf (Jerry), Michelle Monaghan (Rachel), Billy Bob Thornton (Morgan)

Amerikan hükümeti, casus uydu ve uçaklarla bir terorist lideri tespit eder ve yok eder. Ancak daha sonra öç almak için Amerikan vatandaşlarına karşı saldırılar başlar. Aynı sıralarda kardeşini kaybeden Jerry'e birileri sistematik bir tuzak kurar. Jerry telefondan gelen bir kadın sesi ile adeta adım adım izlenmekte ve zorla yönlendirilmektedir. Benzer bir durum sakin bir hayat süren Rachel için de geçerlidir.Telefondaki ses bu iki kişiyle ilgili her şeyi bilmektedir. Kaçınılmaz bir şekilde kendilerini olayın akışına bırakırlar ancak yapmakta oldukları şey onlar kadar tüm ülkeyi de kaosa götürecek bir olaylar zincirini başlatır.

Artılar:
* Filmin konusu, ilk 2/3'ü boyunca devam eden gizemi ve bilim kurgu öğelerini de sayarsak güzel. Hele de sistematik bir şekilde yönlendirilen sonuç (adeta bir satranç oyunu gibi) da oldukça keyif verici.
* Film, öncelikle "Die Hard 4" ve "Enemy of the State" filmlerine benzer öğeler içermekte ve sonra birkaç filme daha çağrışım yaptırmakta. Filmin sürprizini korumak için diğer filmleri söylememek lazım. Arnold Schwarzenegger ve Will Smith'in oynadığı bu iki filmi kendime not alayım. :)
* Filmde kullanılan teknolojik öğeler de - her ne kadar bazıları olası olmasa da- eğlenceli. Mevcut olan MUAV ve UAV (Predator galiba) tipi insansız hava araçları, kameralardaki yüz tanıma sistemleri, akustik ses takibi, vb.

Eksiler:
* Filmde Shia LaBeouf denilen arkadaş tarzıyla çok rolüne uymamış ve bu yer yer sırıtıyor.
* Film gereğinden yarım saat uzun olmuş.
* Telefon ile yönlendiren sesin her şeyi her an ayarlayabilmesi, hele de kontrol edilemez insan davranışları, araba kovalamaca sahneleri, vs. vs. film boyunca en çok rahatsız eden ve bazen filme inanmayı güçleştiren bir nokta. Sesin arkasındaki esrar perdesi kalkınca da bu durum çok fazla değişmiyor, hatta bu sefer farklı açılardan bir sürü mantık hatası bulabiliyorsunuz.
* Die Hard 4'de de bulunan her an her yeri izleyen kameralar, ağ sistemleri vs. teknolojik ilerlemelerin aslında ulaşabileceği ve (aynı zamanda ulaşamayacağı) noktayı görmek de ilginç oluyor. Hele de Türkiye'de yaşayınca insan bu filmleri çok daha rahat seyredebiliyor, nasıl olsa böyle bir ihtimal yok diye... :)
* Filmin sürprizini yine bozmamak için detay vermeden yazayım: Sonuçta olayın çözümlerinden bir tanesi (sonunda 2 ayrı paralel konu var çünkü) bu tip durumlara karşı her zaman kullanılabilecek klişe bir yöntem ile oluyor. Diğer durumdaki çözüm ilginç ama.

15 Ekim 2008

Film Yorum 43 - Tropic Thunder

6/10

http://www.imdb.com/title/tt0942385/

Yönetmen: Ben Stiller

Oyuncular: Ben Stiller (Tugg Speedman), Robert Downey Jr. (Kirk Lazarus), Jack Black (Jeff Portnoy), Nick Nolte (Four Leaf Tayback), Tom Cruise (Les Grossman), Matthew McConaughey (Rick Peck)

Daha önce çeşitli uçuk/kaçık filmlerde oynayan bir grup aktör bir Vietnam aksiyon filminde oynamak üzere bir araya gelirler. Ancak oyuncuların kaprisleri ve çeşitli zorluklar yüzünden filmin çekimi zora girer. Savaş filminde oynayan aktörlerin, gerçek savaşı andıran koşullar altında filmi çekmesine başvurmak zorunda kalınır ve olaylar kimsenin beklemediği bir noktaya varır.

Artılar:
* Filmin tek artısı ünlü oyuncuları toplaması ve bu oyuncuların performansları. Bunu söylerken sadece Robert Downey Jr. ve Tom Cruise’u kast ediyorum, Ben Stiller hep aynı tarzında, bi tuğla daha koymamış kariyerine. :)
* Özellikle Robert Downey Jr. zenci rolü ile oldukça ilginç bir karakter ortaya koyuyor ve Tom Cruise kısa süreli gözüken bir rol de alsa yeteneğini konuşturuyor. Her ikisi de unutulmaz karakterler sergiliyorlar.
* Tek artıya (toplayınca yine bir artı topu topu) bir de belki filmin ikinci yarı kendini biraz daha toparlaması eklenebilir yine de çok sürükleyici gitmese de.

Eksiler:
* Gelelim eksilere. Film bir bakış açısı ile berbat sayılabilecek durumda. Nedeni ise komedi filmi deyip aslında çoğu kişinin mizah anlayışına uymayan bir tarzda filmi çekerek konuyu harcamışlar. Özellikle Saw filmindeki kanlı sahneler gibi beyinden fışkıran kanlar, bağırsakları dökülen insanlar ve patlayan insanları gösterirken mizah öğelerini kullanmak ve bir de oyuncuların bu durumda espri yapmasını sevebilecek insanlar da olsa, bence bu, film boyunca kullanılmaması gereken bir yöntem. Hele de espriler zaten bayağı ise. Başarılı filmlerle ve sektörle dalga geçme amacı dışında sadece oyuncularına güvenen tipik bir film olmuş maalesef.
* Film birkaç sahne dışında gülümsemenin ötesine geçirmiyor ve bunlar da zaten filmin yermeye çalıştığı klişe Hollywood filmlerindeki sahneleri yeniden farklı tarzda canlandırması ile oluyor. Yani başka filmlerin başarılarına yapışarak asalak bir yöntem izliyor. Üstelik buna rağmen e doğal olarak bari bir son olsun diye o filmlerdekine benzer tarzda bir aksiyon moduna geçip bir nevi tükürdüğünü yalıyor (madem eleştirecen sonra niye benzer dersleri verirsin).
* Bir de yok film Hollywood’u çok cesurca eleştiriyormuş falan hikaye. Özellikle o sektörün dışında olup da sadece seyirci olan bizler için filmin yapımcıları tarafından içinde oldukları film dünyasına yönelik yaptıkları ince espriler (ki var deniyor bir hayli) maalesef kendi dünyalarında kalıyor ve çoğunlukla seyirciye ulaşmıyor. Filmin en zayıf taraflarından biri de bu, çoğu yer/malzeme seyirciye teğet geçiyor. E bunu beceremeyince de “kendi esprine kendin gül kardeşim, bizi niye davet ettin” demekten başka ne diyeyim! Ben yer yer anlasam da genel seyirci camiası adına konuşuyorum, vekalet verdiler de... :)
* Filmi seyrettikten sonra şunu da keşfettim: Film eleştirmeni mesleği ile uğraşanlar nedense bu tür aykırı filmleri bir maden/cevher gibi görüp muhtemelen senaristin bile düşünmediği ne akla hayale gelmez anlamlar/mesajlar çıkarıyorlar hayret ettim (Bu keşfime de ayrıca bir hayret ettim ama onun konuyla ilgisi yok). Ha benim şu anda yaptığım gibi o da bir düşünce ve yorum farkı tabii ki. Ama bence bazen bu gereksiz bir balon şişirmesi. Aynen fizik kuralları gereği tabiatta boşluğun doldurulması gibi sanırım film de ne kadar genele hitap etmez ise, özel kalırsa ve es kaza bunu hayatının filmi olarak görenler çıkarsa hurra daha bir hevesle yığılıp tüm boşluğu dolduruyor bunlar. Neyse bu derin bir konu, teoriyi bir kenara bırakayım ve fazla deşmeyeyim :)
* Türkiye’de insanlar genelde nadiren 2. yarıda filmden çıkarlar, para boşa gitmesin diye. Ama bu filmin işkencesine dayanamayanlar da oldu. Dolayısı ile genele hitap edemeyen, konu ve oyunculuk açısından başarılı olsa da, eldeki bu malzeme ile helva yapmayı becerememiş (daha doğrusu sadece kendi ağız tadına/tarzına göre bir helva yapmış) yönetmen/yapımcı yüzünden aykırı bir film.

10 Ekim 2008

Film Yorum 42 - Wall-E

9/10

http://www.imdb.com/title/tt0910970/

Yönetmen: Andrew Stanton

Seslendirenler: Ben Burtt (Wall-E), Elissa Knight (Eve), Jeff Garlin (Captain)

Dünya, inanılmaz boyutlara ulaşan çevre kirliliği sonucunda yaşanmaz hale gelmiştir. İnsanlar, temizlik için görevli robotlar üretmiş ancak bu da çözüm olmayınca Dünya'yı BnL isimli bir mega şirketin inşa ettiği uzay gemileri ile terk etmiştir.

Ancak Wall-E (Waste Allocation Load Lifter – Earth class) denilen bu robotlardan biri 700 yıl geçesine rağmen temizleme görevine devam etmekte, kendince önemli atıkları yaşadığı yere taşımakta ve tek başına bir hayat sürmektedir. Bir gün, bir gemi araştırma robotu EVE'i (Earth Vegetation Evaluator) Dünya'ya bırakır ve Eve'in aradığı şeyi bularak uzaydaki gemide bulunan insan ırkına ulaşması sonrası Wall-E'nin hayatı artık sonsuza kadar değişir.

Artılar:
* Pixar, yine yapacağı yapmış ve bir klasik sayılabilecek animasyon filmine daha imza atmış.
Konu, karakterler ve kurgusu ile Wall-E uzun süre akıllarda kalacak bir yapım.
* Filmin sonunda Wall-E'ye insanın kanı kaynıyor. Hele Eve denilen robot karakteri ise başlı başına bir bilim kurgu şaheseri. Mizah öğeleri olduça fazla ve çok doğal bir şekilde sunuluyor; hikayenin doğasına yediriliyor. Bazı sahnelerde gülmemek mümkün değil...
* Robotlara böyle aşırı duygusal bir karakter vermek de ilginç olmuş.
* Animasyon çocuklara hitap etmekten çok yetişkinleri hedef alıyor. Başlangıcındaki müzikal, Dünya'nın halinden dramatik kesitler, gri tonlu ve kirli bir görsellik, gemideki insanların ve robotların durumunun sunumu, politik ve çevre bilinci açısından verdiği mesajlar, robotların duyguları, vs.
* Fimin ilk yarısı neredeyse hiç diyalog içermemesine rağmen mimikler ile son derece başarılı bir anlatım mevcut.
* Bir bilim kurgu klasiği sayılabilecek senaryosu da ayrı bir güzellikte ama fazla detay vermeyeyim.

Eksiler:
* Robotlara böyle aşırı insansı karakter ve duygular vermek hikayenin diğer temeline çok da uygun düşmüyor ama sıkıntı da vermiyor. Neticede fabl tarzı gibi de düşünülebilir. :)

09 Ekim 2008

Film Yorum 41 - Babylon A.D.

6/10

http://www.imdb.com/title/tt0364970/

Yönetmen: Mathieu Kassovitz

Oyuncular: Vin Diesel (Toorop), Michelle Yeoh (Soeur Rebecca), Gerard Depardieu (Gorsky), Melanie Thierry (Aurora)

Yakın gelecekte geçen filmde Toorop adında ücretli bir askerden, Aurora isimli gizemli bir kızı Rusya’dan alıp New York’a götürme ve güçlü bir tarikata teslim etmesi istenir. Ancak hem görevin hem de kızın sıradan olmadığını kısa sürede öğrenecek ve kızı peşlerindeki kişilerden korumak durumunda kalacaktır.

Artılar:
* Konu olarak ilginç bir film, yer yer de aksiyon öğeleri ile sürükleyici olabiliyor.
* Konunun sunuluş tarzı ile de farklı bir tarzda ve sonu ilginç sayılabilir.
* Bazı teknolojik öğeler de bilim kurgu tarzı açısından güzel kullanılmış (iç duvarı tamamen dışını gösteren ekran zırhlı araç, dokunmatik harita, insansız uçaklar, vb.)

Eksiler:
* Filmin gelecekte geçtiği zaman ve dünya hakkında ne ne değildir, hiç bir bilgi seyirciye verilmeden pat diye başlıyor ve film boyunca da verilmiyor.
* Senaryoda da ne yazık ki kopukluklar mevcut. Filmin sonu da beklentileri karşılamadan bitiveriyor. Hatta beklentileri geçtim, mevcut bitişi de iyi olmuyor.
* Bildik mantık hataları dışında bir husus da: Araba taşıyan helikopter kızı da taşısaymış bu kadar strese gerek olmazmış, tabii filme de... :)
* Bir de filmde Gerard Depardieu'nun ne işi vardı hiç anlaşılmıyor. Daniel Craig'in "Golden Compass" filminde ne işi vara benzer bir durum ise (devamı gelecekse) ancak o zaman olabilir.

05 Ekim 2008

Film Yorum 40 - Righteous Kill

6.5/10

http://www.imdb.com/title/tt1034331/

Yönetmen: Jon Avnet

Oyuncular: Robert De Niro (Turk), Al Pacino (Rooster), Carla Gugino (Karen Corelli), John Leguizamo (Det. Simon Perez), Donnie Wahlberg (Det. Ted Riley), 50 Cent (Spider)

New York Polisi'nde deneyimli iki detektif olan Turk ve Rooster, kendi yöntemleri ile huzuru sağlamaya çalışan ve suçluları cezalandıran bir seri katilin izini sürmeye başlar. Bu takip sırasında katilin bıraktığı ipuçları onları beklemedikleri bir yere sürükleyecektir.

Artılar:
* Robert De Niro ve Al Pacino'nun filmde bulunması dışında maalesef bir artısı yok, sadece sonunda aşağıda değineceğim gibi sürpriz olmayan bir "sürpriz" sonrasında geçen kısımlar fena değil gibi, onun dışında film hayalkırıklığı.

Eksiler:
* Jon Avnet, "88 Minutes" filminde Al Pacino'ya sırtını dayamıştı, anlamışki yetmiyor şimdi 2 kişiye birden sırt dayamış ama maalesef film bu 2 yetenekli oyuncuya da kendi çukuruna çekmiş.
* Filmin senaryosu çok iyi değil. Ortada seri katil, psikolojik sorunlar, bilinmezler vs. var ama ne aktörler ne de gelişmeler bununla çok ilgili... Bu senaryoya bu isimleri koyunca da kendilerince bazen takılıyor bu oyuncular filmden bağımsız olarak, hatta muhtemelen senaryoda olmayan duyguları da verip karakterin boşluğunu doldurmaya çalışıyorlar ama yetmiyor maalesef. Böyle bir filmde Van Damme, Jason Statham (ya da daha eskilerden benzer tarzdakiler) vb. oynasa belki daha da yakışırmış.
* "Heat" filminden sonra insan, bu iki dev oyuncuyu bu filmde gördüğüne adeta üzülüyor.
* Hele Al Pacino, canlandırdığı karakterden ötürü adeta filme birkaç beden büyük geliyor ve Robert De Niro'nun yanında ister istemez silik kalıyor, hatta neredeyse eziliyor.
* Filmin sonunda sürpriz niyetine yutturmaya çalıştığı durum ise açıkcası seyirciden saklanan bir takım resimler, sahneler, vs. bilgiler ile adeta filmin ortalarında belirginleşiyor ve bayağı bir sürpriz modunda filmin sonunu basitleştiriyor.

29 Eylül 2008

Film Yorum 39 - Hellboy II: The Golden Army

7/10

http://www.imdb.com/title/tt0411477/

Yönetmen: Guillermo Del Toro

Oyuncular: Ron Perlman (Hellboy), Selma Blair (Liz Sherman), Doug Jones (Abe Sapien)

Yıllar önce insanlarla mistik yaratıklar arasında uzun süren savaşlar sonucunda Elf kralı Balor sadece soyundan gelenlerin kontrol edebileceği bir ordu oluşturulması için karar alır. Bu ordu asla yok edilemeyecek olan Altın Ordu'dur. Ancak Altın Ordu düşünmeden ve acımasızca hareket ederek katliam yapar. Bunun bir daha olmaması için insanlar ve Kral Balor bir anlaşma yaparlar. İnsanlar şehirlerinde yaratıklar da ormanlarında yaşayacaklardır. Altın Ordu ise gizi bir yerde sonsuz uykuya yatırılır. Bunu kabul etmeyen prens Nuada, krallığı terk eder. Yıllar içinde bu anlaşma unutulur. Prens Nuada, insanların uymadığını düşündüğü bu anlaşmayı ihlal ederek Altın Ordu'yu tekrar uyandırıp insanlığı yok etmek için uğraşacaktır. Bu arada kamuoyundan gizli kalmaya çalışan (!) Hellboy ve ekibi bu planı öğrenir ve peşine düşerler.

Artılar:
* Fantastik öğelerle dolu film hayalgücünü zorlayan ilginç yaratıklarla ve aksiyon sahneleri ile bu yönden beklentileri nispeten karşılıyor.
* Diğer filme nazaran Hellboy daha bir esprili karakter haline bürünmüş.
* Bazı fantastik yaratıklar ve onlarla mücadele de mizah öğeleri içeriyor.
* Elemental gibi yaratıklar filme bir hayli renk katmış.

Eksiler:
* Fantastik yaratıkların "Star Wars", "Lord of the Rings" ve "Man in Black" filmlerindekine benzerlikler içermesi biraz orijinallikten uzaklaştırıyor. Hele yeni Star Wars üçlemesi tarzı bazen her tarafın yaratıklarla dolu olması filmi zaman zaman hoş olmayan bir hale getiriyor. Hele bir de modern dünya ile bunları iç içe verme çabası da çok başarılı olmamış.
* Konu başlangıç aşamasıyla ilginç olsa da filmin ortalarına doğru durağanlaşıyor, araya o yüzden başka öğeler çeşni olarak katılıyor ama sona doğru da konunun çok sığ kalması engellenemiyor.
* Hellboy esprili iyi hoş derken yukarıda dediğim araya çeşni niyetine katılan artistlikler, kadın-erkek çekişmeleri ve aşk öğeleri ile film her ne kadar farklı bir açıdan ilgi çekmeye de çalışsa, bunu da yapmayıp her an geyiğe vurma gafletinde bulunmuş; kimbilir bazıları da bunu sevmiş olabilir artık...
* Bu filmde mantık hatası aramak filmin içeriği itibari ile zaten mantıksız olacaktır ama hangi mekanik yapı altından da yapılsa "yok edilemez" olabilir, bunu filmde çok da başarılı ispatlayamıyorlar.
* Prens Nuada tüm ekibi toplayacaktı, iyiler, kötüler ve altın ordu. Ama filmin sonuna gelince bu niyetini ne zaman unuttu, merak ediyor insan :)
* Bir de kamuoyuna açılan ucube yaratıklarımızın halkla ilişkileri oldukça hızlı ve sığ gelişiyor filmde.
* Kısaca; verelim fantaziyi ve aksiyonu derken diğer bazı öğeler ve detaylar arada kaynatılmış, bu da filmin ortanın üstünde iyi bir yere gelmesini engellemiş bunca çabaya rağmen. Sağlık artık.
* Bu arada 75x75 = 5625, aklınızda bulunsun... :)

13 Eylül 2008

Film Yorum 38 - Get Smart

6.5/10

http://www.imdb.com/title/tt0425061/

Yönetmen: Peter Segal

Oyuncular: Steve Carell (Maxwell Smart), Anne Hathaway (Agent 99), Dwayne Johnson (Agent 23)

ABD casus teşkilatı Control’un kumanda merkezi saldırıya uğrayıp, ajanların kimlikleri ifşa olunca, uzun süredir sahada çalışmak için çabalayan teşkilatın analizcisi Maxwell Smart’a gün doğar.

Ancak beraber çalışacağı Ajan 99’la yıldızları barışmamaktadır. Smart ile 99, KAOS denilen örgütün planlarını ortaya çıkarmak için uğraşırken aynı zamanda birbirleri ile de mücadele etmektedirler.

Artılar:
* Casus filmlerini tiye almak üzere yola çıkılsa da komedinin dozu yerinde bırakılmış, sulu ve gereksiz esprilerin fazla bulunmadığı ilginç bir yapım olmuş.
* Keyifle seyredilebilir ancak vakit geçirmek dışında bir şey beklememeli.
* Her iki başrol oyuncusu da beklediğimden iyi performans sergilemişler.

Eksiler:
* Filmin tiye aldığı filmlerle boy ölçüşmeye kalkması ve sonunda kendisinin bir casus aksiyon filmi olma noktasına gelmesi çok da tutarlı bir yaklaşım değil bir açıdan. Hani madem sonunda bu noktaya geleceksin baştan o zaman diğer casus filmlerin klişelerine gönderme yapma/tiye alma; kendi tarzında (ki yer yer bu var) mizah öğeleri kat, tadında bir film çıkar.
* Casus filmlerindeki teknolojik öğelerin kullanımındaki ve tren raylarındaki kovalamacadaki ufak tefek mantık hatalarını göz ardı etsek de belirtmekte fayda var.

29 Ağustos 2008

Film Yorum 37 - Three Kingdoms: Resurrection of the Dragon

7/10

http://www.imdb.com/title/tt0882978/

Yönetmen: Daniel Lee

Oyuncular: Andy Lau (Zhao Zilong), Sammo Hung Kam-Bo (Luo Ping-An), Maggie Q (Cao Ying)

Han İmparatorluğu’nun çöküşünü takiben, M.S. 190 yıllında yöresel diktatörler güçlerini artırıp üstünlük için birbirleriyle rekabete girerler ve Çin tarihinin en karanlık dönemlerinden biri başlar. Ülkenin kontrolünü ele geçirmek için yıllarca süren savaşlar sonrasında MS 228 yılında üç farklı Hanedanlık fethettikleri topraklarda kendi krallıklarını ilan ederler.


Changshan’lı Zhao Zilong, ülkesinin birliği ve barış amacıyla savaşmak için askeri üssü bile olmayan ve iki hasmına göre daha zayıf olan erdemli ve yardımsever Liu’nun isyancı ordusuna katılır. Zhao, Liu’nun ordusunda, kendisiyle aynı büyük amacı paylaşan ve Zhao’yu kanatları altına alan hemşehrisi Changshan’lı Ping-an’la tanışır. Bölünmüş ülkelerini birleştirip savaşçı anavatanlarına barış getirme tutkusuyla hareket eden Zhao ve Ping-an savaş alanının ön saflarında omuz omuza savaşırlar.

Zhao yiğitliği ve savaştaki üstün yeteneğiyle yükselip tüm Çin’de tanınan bir kahraman olur ancak yıllarca süren mücadeleye rağmen, savaş hala tüm şiddetiyle devam etmektedir.


Film, Çin’in en önemli klasik romanından biri olan Luo Guangzhong’un 600 yıllık romanı “Romance of the Three Kingdoms”dan uyarlandı.


Artılar:
* Film, epik bir tarzdaki hikayesi, bunun görsel açıdan batı tarzına yaklaşan bir şekilde sunulması ve özellikle film boyunca karakterlerin ruh hallerine ve ortama uygun müzikleri ile güzel bir yapım olmuş.
* Özellikle Çin'in kültürüne ve o döneme ait bazı değerleri de (kıyafetler, gölge oyunları, inanışlar, törenler) aralara serpiştiren film, günümüzdeki batı filmlerinin kültür akımı etkisini Çin adına kullanmayı başarıyor.
* Film içinde geçen bazı replikler de gerçekten güzeldi:
- Savaş zalimdir ama askerler masumdur.
- Savaş ve satranç birbirine çok benzer. Bütün taşları elde tutup savunmaktansa rakibin şahını ele geçirmek için kalelerden biri feda edilir.
- Zafer dediğin nedir ki? Biri yenilmeden bir diğeri kazanamaz.
* Andy Lau ve Maggie Q'nun oyunculukları da başarılı.

Eksiler:
* Film tüm artılarına rağmen "Hero" ve "House of Flying Daggers" gibi filmlerdeki görsellik ve savaş sahneleri kadar etkileyic değil. Tabii bu filmin gerçekçi bir yaklaşım ile çekilmesinin de bunda etkisi var. Yine de "Curse of The Golden Flower"'dan iyi olduğu söylenebilir.
* Savaş stratejileri ve psikolojik harp gibi hususlarda ufak tefek örnekler vermesine rağmen aynı başarıyı savaş sahnelerinde bulmak pek mümkün değil.
* Film, genelde karakter odaklı ilerlemesine rağmen yılların çok hızlı geçmesi ile bazen hikayede kopukluklara sebep oluyor.

Bu tarz filmleri görünce, bizim tarihimizdeki nice destansı kahramanlıkların şöyle adam gibi filmi ne zaman çekilebilecek diye insan merakla bekliyor.

24 Ağustos 2008

Karadeniz Yaylaları

Yazın sıcağında, güneşi haftada sadece 1-2 defa görebileceğiniz,
yürüdüğünüz hemen her yerin, gördüğünüz her yaprağın ıslak olduğu,
buz gibi sularıyla gürül gürül akan derelerin çoşkun sesler çıkardığı,
derelere hemen her tepeden suların aktığı ve soğukluğundan zor içebildiğiniz,
çiselemenin hissedilemeyecek kadar ince, hoş ve ıslatıcı olduğu,
yolların inanılmaz engebeli ve sarp olduğu ama yine de çıkılabildiği,
çıktığınız zaman kendinizi bulutların üstünde bulduğunuz,
Sis filmindeki gibi 10 saniye içinde sislerin etrafınızı kapladığı,
sisden burnunuzun ucunu göremediğiniz ve
Jurassic Park filminin ormanlarına benzer ormanların bulunduğu
bir yer var mı bildiğiniz? :)

İşte orasının adı yayları ile Karadeniz…Ve fotoğraflarını da buyrun...

http://www.ae.metu.edu.tr/~cengiz/pictures2/foto-karadeniz1/karadeniz1.html

http://www.ae.metu.edu.tr/~cengiz/pictures2/foto-karadeniz2/karadeniz2.html

Şu gezi hatırası kısa anektodları da hatırlatma babında kendimiz için not düşelim:

- Kolbastı (Bilmeyenler Google’da arattırıp seyretsin mutlaka)
- Guymak-Muhlama
- Şeyma gel, gel Şeyma
- Adnan Menderes’e Adana-Mersin diye gidivermek
- Oynakbaşı-çekirge
- Bulutların üstüne çıkmak
- 30 dakikalık yürüyüşler 60 dakikada yapılır
- Su kaynatan karbüratöre serum bağlama
- Flaş kullanmayalım...
- Teknoloji harikası spor ayakkabısı (kayan ve su geçiren)...
- Horon çekme: 1,2,3; 4,5,6.
- Engebeli yayla yollarında sallanan araçta, otomatikman horona uygun salınım...
- Sesi takip edin (ineğin boynundaki zil)...

Hadi 1-2 tane de sizler için:

Uzungöl’de markete giren birisi sorar:

- Su var mı?
- Her yer su kardeş, iç istediğin kayadan.
- Yok şişede satılan.
- Ha, dolaptan al.

Şoförün birine turdan birisi sorar:

- Yaylalar nasıl, eskisi gibi değil artık galiba?
- Yok yaylalar eskisi gibi. Tek fark sizlerin gelip gitmesi.
- ??

Bir parçanın sözlerinden:

- Çayır biçiyom çayır
- Yanıyom cayır cayır
- O kırmızı yanaktan
- O kiraz dudaklardan
- Benim payımı ayır

Gezide dört dörtlük organizasyondan dolaTempo Tur’a ve
rehberimiz Arif Çakır’a da teşekkür ederim. Diğer fotolar için
tıklayın.

16 Ağustos 2008

Film Yorum 36 - The Mummy: Tomb of the Dragon Emperor

6/10

http://www.imdb.com/title/tt0859163/

Yönetmen: Rob Cohen

Oyuncular: Brendan Fraser (Rick O'Connell), Jet Li (Emperor Han), Maria Bello (Evelyn O'Connell), Luke Ford (Alex O'Connell)

Büyücü Zi Yuan'ın (Michelle Yeoh) lanetine uğrayarak sonsuza kadar mezarında kalmaya mahkum edilen Çin'in zalim ruhlu Ejder İmparatoru ve savaşçıları, binlerce yıldan beri Terracotta vadisindeki mezarlarında yatmaktadırlar. Ancak arkeolog/kaşif Rick O'Connell'ın (Brendan Fraser) oğlu Alex (Luke Ford), onun yerini bulur. Bu arada Alex'in ailesi inzivaya çekilmiş iken tesadüfen Çin'e giderler. Bu arada Ejder İmparatoru sonsuz uykusundan uyandırılmıştır ve ordusunu uyandırmak için uğraşmaktadır. O'Connell ailesi, bir kez daha mumyalar ile uğraşmak zorundadır; ordusunu yeniden hayata döndürerek dünyaya hükmetme amacındaki Ejder İmparatoru'na karşı imparatorun düşmanlarından oluşan, Çin Seddi'nin yapımı sırasında duvarların altında kalan orduyu canlandırmak ve savaşmak için zorlu bir maceraya atılır.

Artılar:
* Mumya serisinin devamı niteliğindeki film benzer öğeleri benzer şekilde kullanmış. Ancak biraz daha kötü kullandığından ilave bir artı görülmemekle birlikte aksiyon ve mizah tarzı açısından orta seviyede yeterli.
* Beş elementin sayılması sırasında GORA filminin "tahta"sını hatırlatıyor insana.

Eksiler:
* Film serinin diğer filmlerine benzer şekilde oldukça klişe bir şekilde ilerliyor, sonuna kadar tahmin etmeniz mümkün. Ancak eski filmlerdeki orijinalliklere eklenen hiç bir şey yok neredeyse (Yeti hariç).
* Indiana Jones tarzı çekilmeye çalışılmış eski karakterler ile ama hem oğulları hem de Jet Li filmde oldukça sönük kalıyorlar.
* Filmin Çin'de geçen ancak mumya tarzına dönük hikayesi de çok etkileyici durmuyor, ne Çinliler mumyaya ne de mumya Çinlilere yakışmış yani...
* Mantık hatalarının ve tarihi saptırmaların ötesinde filmin akışında da sorunlar var. Madem bazı yeteneklere sahip birileri var ortalıkta niye bu yetenekleri iş işten geçene kadar kullanmazlar?.. Yine ben cevap vereyim: Kullansalar film başlamadan biter çünkü, o zaman da bunu seyirciye yutturmak yerine adam gibi senaryo yazmak lazım ki böyle yerden yere vurmayalım değil mi? :))

02 Ağustos 2008

Film Yorum 35 - The Dark Knight

9/10

http://www.imdb.com/title/tt0468569/

Yönetmen: Christopher Nolan

Oyuncular: Christian Bale (Bruce Wayne/Batman) , Heath Ledger (The Joker), Gary Oldman (Lt. James Gordon), Michael Caine (Alfred Pennyworth), Morgan Freeman (Lucius Fox), Maggie Gyllenhaal (Rachel Dawes), Aaron Eckhart (Harvey Dent)

Batman, Teğmen Jim Gordon ve Bölge Savcısı Harvey Dent’in yardımlarıyla, şehir sokaklarını sarmış olan suç örgütlerini temizlemeye başlamıştır. İlk başta, özellikle Dent'in cesur girişimleriyle suçlulara karşı mücadelede başarılı olsalar da, başlarda ciddiye almadıkları acımasız suç dehası Joker'in hazırladığı zeki tuzaklar, Gotham'ı eskisinden daha da büyük bir karmaşanın içine sürükler. O güne dek karşılaştıkları hiçbir suçluya benzemeyen Joker, hem Batman'i hem de Gordon ve Dent'i köşeye sıkıştıracaktır. Şehri Joker'in yarattığı suç ve dehşet ortamından arındırmak zorunda kalan Batman, varlığının suçluların azalmasına yardımcı mı olduğu, yoksa var olduğu için mi yeni suçluların ortaya çıktığı konusunda kendisini sorgulamaya başlayacaktır.

Artılar:
* Film daha başından itibaren hareketli ve sürükleyici sahneler ile sizi sarıyor ve uzun olmasına rağmen kesinlikle sıkmıyor.
* Batman’in bir önceki filmine göre daha da karamsar bir ortamda geçiyor ve DC-Comics’in çizgi roman uyarlamasına daha da yaklaşıyor.
* Filmdeki tüm ana karakterler oldukça doyurucu ve buna eşdeğer seviyede karakterleri canlandıran oyunculuklar da gerçekten göz doldurucu.
* Özellikle filmin sadece ana kahraman etrafında odaklanmayıp diğer karakterler etrafında da dolaşması oldukça başarılı olmuş.
* Filmdeki bazı replikler de uzun süre unutulmayacak türden (Özellikle Joker ve Alfred'in):
http://www.imdb.com/title/tt0468569/quotes
* Bir çizgi roman uyarlaması olmasına rağmen diğer Marvel çizgi romanlarında görülen mantık hataları burada nispeten daha az. Tabii bunda hikayenin özündeki, herhangi bir süper gücü olmayan Batman’in parası ile gerekli ekipmanlara sahip olması dışında bunun son 2 filmde ilk kez bu kadar gerçekçi bir yorum ile ortaya konması da var (Batman'a rakip olarak çıkarılan IronMan'in son filmdeki güzel çabaya rağmen bu konuda geride kaldığını söyleyebiliriz).
* Filmin akışı da genel olarak karakterlerin yaşadıkları ile uyumlu gelişiyor.
* Filmdeki sahnelerin ve olayların bolluğu ile adeta birkaç filme eşdeğer malzemeyi/olayı peşpeşe veriyor.
* Açılışı da dahil olmak üzere bazı sahneler IMAX kamerasıyla çekilmiş ve IMAX'te bu sahneleri deyretmek ayrı bir keyif veriyor.

Eksiler:
* Açıkcası eksi olabilecek birkaç şey sadece bunları sevmiyorsanız geçerli:
- Filmin uzun olması (özellikle bitti derken Batman ve Joker dışında bir de Dent karakteri için fazladan bir yarım saat harcanması)
- Filmin çizgiromana uygun şekilde karamsar bir tablo çizmesi
- Filmin çok fazla sahne/olay/konu içermesi
* Bu seferki Batman, salt kişilikler üzerine kurulu bir film ve maalesef kahramanımıza ve seyirciye duygusal bir aşk hikayesi kırıntısı bile verilmiyor hiç. Şöyle hafiften sos niyetine olabilirmiş :)

26 Temmuz 2008

Film Yorum 34 - Journey to the Center of the Earth

7/10

http://www.imdb.com/title/tt0373051/

Yönetmen: Eric Brevig

Oyuncular: Brendan Fraser (Trevor Anderson), Josh Hutcherson (Sean Anderson), Anita Briem (Hannah Ásgeirsson)

Maceraperest bir bilim adamı olan Trevor Anderson, birkaç yıl önce dünyanın merkezine ulaşmak için çıktığı yolculuktan dönmeyen ağabeyi Max'ın çalışmalarını sürdürmeye kararlıdır. Kardeşinin eşi, işleri nedeniyle, yeğeni Sean'ı Trevor'a emanet eder. Sean'la birlikte, ağabeyi Max'ın araştırmalarında kullandığı bazı eşyalar da gelmiştir ve bu eşyalar arasında, Max'ın kafayı taktığı Jules Verne'in "Dünyanın Merkezine Seyahat" adlı kitabı da vardır. İki maceracı ruh, kitaptaki notlarda, Max'in son olarak İzlanda'ya gittiğine dair ipuçları bulurlar ve onun izini sürmek için yola çıkarlar.
Burada, Max'in araştırmalarında birlikte çalıştığı ve onun gibi yıllar önce kaybolan bilim adamı Sigurbjörn Ásgeirsson'un rehberlik yapan kızı Hannah'la tanışırlar ve onu da yanlarına alarak bir keşif gezisine çıkarlar. Gezilerinde başlarına gelenler, üçlüyü dünyanın merkezine götüren bir maceranın ortasına düşürecektir. Dünyanın merkezine hızlı bir iniş yapsalar da, buradan çıkmak düşündükleri kadar kolay olmayacaktır...

Artılar:
* Filmin eğlenceli olduğu kesin. Görsel öğeler, Dijital 3D tekniği ile birleşince 3-boyutlu bir şölen oluyor.
* Raylardaki bir sahnede işe yarar bir dağcı hareketi var, bu da aşağıdakilere göre artı olsun bari :)

Eksiler:
* Film 3 boyutlu olmasa oldukça sıradan/tipik bir senaryoya sahip. Macera türünün her klişesi mevcut (Hatta eski oyunlardaki aşama geçişlerine benzer tarzda giden bir olaylar zinciri ve zıplanması gereken taşlar insana maziyi hatırlatıyor).
* Yer altındaki fantastik dünya yine de çok yüzeysel geçiliyor.
* Indiana Jones serisinde insan bazı uçuk olayları doğal karşılıyor ama bu filmde çok sırıtıyor bunlar.
* Klişe ve uçuk olay örnekleri (olasılık hesaplarına da bakalım):
- Kahramanımız labda çalışan bir bilim adamı ama sporcu kaslarına sahip (Kendini zinde tutmuş olabilir tabii...)
- Yeğeni geldiği gün, kitap eline geçtiği gün olaylar başlar, sabahı bile beklemez doğa olayları
- Koskoca İzlanda'da rehberlik yapacak dağcı olarak karşılarına çıka çıka çok güzel bir bayan çıkar
- Yıllarca uslu uslu duran bir, cihaz nedense bizim kahraman gelince yıldırım çeker olur
- Düşerken veya yükselirken ulaşılan limit hızın önemi yoktur, sağ kalmak garantidir
- Eskimiş raylarda, eskimiş vagonlarla roller coaster yaparken raylardan ayrılıp 4 tekerin de tekrar 2 raya dümdüz tak diye oturarak düşme ihtimali %100'dür. Aksi beklenemez.
- Madenciler şanssız veya salakdırlar, bir kazma ötesindeki hazineyi bulamayacak kadar...
- Cep telefonları GORA filminde uzayda çekerken, bu filmde de Dünya'nın merkezinde çeker.
- Cüssesine kıyasla yüzyıllardır aç olduğu (her nasılda hayatta olduğu) anlaşılan bir yaratık, yeğen denilen ve dişinin kovuğunda kalacak bir bücür için bir hayli mücadele eder.
- Bir kafatası, uzay mekiğinden/metrodan daha hassas bir şekilde çok daha girintili bir tüpte/tünelde yağ gibi gider, otomatik dengeleme sistemi vardır, bilmeyenler öğrensin... :)
* Filmin sonunda sürpriz var çünkü gerçekten de tam beklediğiniz gibi bitiyor. :)

19 Temmuz 2008

Film Yorum 33 - The Chronicles of Narnia: Prince Caspian

6/10

http://www.imdb.com/title/tt0499448/

Yönetmen : Andrew Adamson

Oyuncular: Ben Barnes (Prince Caspian), Georgie Henley (Lucy Pevensie), Skandar Keynes (Edmund Pevensie), William Moseley (Peter Pevensie), Anna Popplewell (Susan Pevensie)

Narnia serisinin ilk filmindeki "Aslan, Cadı ve Dolap"taki ("The Lion, the Witch and the Wardrobe") inanılmaz olayların üzerinden bir yıl geçtikten sonra Narnia'ya dönen kahramanlarımız, Narnia zaman ölçütüyle 1300 yıldan fazla süre geçmiş olduğunu fark ederler. Onların yokluğunda Narnia'nın Altın Çağı sona ermiş, bu çağ artık bir efsane olarak anılmaya başlamıştır. Ülkenin konuşan hayvanlarından ve mistik yaratıklarından geriye bir avuç kalmıştır.

Artık ülkenin her yerinde acımasız Lord Miraz'ın liderliği altındaki Telmarinler adlı yeni bir insan ırkı türemiştir. Ülkenin kudretli ve ihtişamlı Aslan'ı da binlerce yıldır ortalıkta gözükmemiştir. Pevensie kardeşleri Narnia'ya geri çağıran kişi, ülkenin yeni insan ırkı olan Telmarine'lerin tahtının genç varisi Prens Kaspiyan'dır. Şeytani ruhlu amcası Miraz'a karşı mücadelesinde dört kardeşin desteğine ihtiyacı vardır. Kahraman ruhlu ama huysuz cüce Trumpkin, cesur yürekli konuşan fare Reepicheep ve güvenilmez Kara Cüce Nikabrik'in yardımını alan Pevensie kardeşler, Narnia ülkesini eski büyüleyici ve muhteşem günlerine geri döndürmek için büyük bir maceraya atılacaklardır.

Artılar:
* İlk filme göre nispeten daha iyi bir yapım olmuş. Eğlence ve kahramanlık unsurları da arttırılmış.
* Birkaç rol (fare, Miraz ve Edmund) oyunculuk olarak filme renk katıyor, ama o kadar...
* Son sahnelerdeki görsel efektler fena değil.

Eksiler:
* Filmin vasat tarafı aslında senaryosunun ve onun da dayandığı hikayenin vasat kalması... Bu vasat ifadesinin sebebi de belki de maalesef diyeceğimiz bir şekilde bu tür fantastik filmlerin artık çıtayı çok yükselten "Lord of the Rings" ile kaçınılmaz bir şekilde kıyaslanmak durumunda kalmaları ve dolayısıyla da onun yanına bile yanaşamamaları...Eee, ne yapalım, daha iyisini yapsınlar o zaman.
* Bu konu vasatlığına küçük çocuklara yaşlarından büyük tavır ve sorumluluk öğeleri eklenince bunlar da sırıtıyor daha fazla. Karakterlerin zayıflığına hele bir de oyuncuların vasatlığı da eklenince katmerli oluyor... :)

* Prens rolündeki arkadaş tarihe geçecek en kalas prens olmuş. Filmin adında da bu karakterin geçmesi bir talihsizlik aslında....
* Kısaca bir çocuk filmi bile diyemeyeceğimiz hangi yaşa hitap ettiği bile meçhul ortaya karışık absürd bir yapım ortaya çıkmış.
* Filmin konu olarak da kopuklukları var ve de savaş/karakter anlamında diğer fantastik filmlere çok benzer sahneleri çok daha zayıf kullanmışlar...


07 Temmuz 2008

Film Yorum 32 - Hancock

7/10

http://www.imdb.com/title/tt0448157/

Yönetmen: Peter Berg

Oyuncular: Will Smith (Hancock), Charlize Theron (Mary Embrey), Jason Bateman (Ray Embrey)

Hancock bir süper kahramanın güçlerine sahiptir ama bir serseri gibi sorumsuz ve kaba davranmaktadır. İnsanların hayatlarını zoraki de olsa kurtarmakta ancak bunu yaparken şehire inanılmaz ölçüde hasar vermektedir. Şehir halkı onun bu halinden artık bezmiştir ve onun başka bir şehre gitmesi için söylenmektedir.

Hancock başkalarının ne düşündüğünü umursamamakla birlikte Halkla İlişkiler Uzmanı Ray Embrey’in hayatını kurtardıktan sonra onun imajını düzeltme konusundaki yardımını kabul eder. Ray’in karısı Mary’nin ve tüm şehrin onun işe yaramazın teki olduğu konusundaki düşünceleri kırmak için artık bir fırsat doğmuştur. Hancock bu arada geçmişine yönelik bazı şaşırtıcı bilinmezleri de keşfedecektir.

Artılar:
* Film konusu itibariyle orijinal, süper kahraman filmlerinin kalıpları dışında ve eğlenceli bir yapım. Efektler de göze batmıyor.
* Özellikle 2. yarısında sürpriz bir takım gelişmelerle ve nispeten iyi sayılabilecek bir son ile seyredilebilirliğini sağlıyor.
* Will Smith'in bu karaktere "I'm Legend"dakine göre daha uyduğu söylenebilir.

Eksiler:
* Filmin sürprizleri ötesinde sonunun biraz aceleye getirilmiş bir hali var. Hatta film ilk yarıdaki eğlence türünden çıkıp dram noktasınd kadar geliyor. Filmin genelinde böyle olsa ve konu daha derin verilebilseymiş daha güzel olurmuş.
* Ufak tefek mantık hatalarını da görmezden gelelim bari...(elbisede kurşun izi olmaması, yıllarca kimliğin saklı kalabilmesi, çok da kurgulanamamış tutarsız güç kayıpları, vs.)