30 Kasım 2008

Film Yorum 51 - Devrim Arabaları

7.5/10

http://www.imdb.com/title/tt1282139/

Yönetmen: Tolga Örnek

Oyuncular: Taner Birsel, Halit Ergenç, Vahide Gördüm, Selçuk Yöntem, Uğur Polat, Serhat Tutumluer

1961 yılında Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel, yerli üretim bir otomobil yapılmasını emreder ve görevin TCDD işletmesine verildiğini açıklar. Hemen işe girişen 23 mühendisin önünde bu otomobili yapmak için Cumhuriyet Bayramı'na kadar yalnızca 130 gün vardır.

“Devrim” adı verilecek olan bu arabayı üretmek için 23 mühendis, kariyerlerini ve aile hayatlarını riske atarak zamanla, yoklukla, politikayla, karşılarına çıkan sayısız engelle baş etmek zorunda kalırlar.

60 günde çekilen film tarihin kapılarını aralıyor...

Artılar:
* Türkiye Cumhuriyeti'nin sanayii tarihinde gerçekten yaşanmış olayları, politik yaklaşımları ve özgüven eksikliğimizi oldukça güzel bir anlatımla seyirciye veriyor.
* Tarihi açıdan unutulan bazı gerçekleri ve bugünü değerlendirmemize de ışık tutuyor. Boş yere dememişler hayat geriye bakarak anlaşılır diye...
* Filmde konunun işlenişi ve yaşananların aktarılışı da filmcilik açısından yeterli ve eğlenceli.
* Bir mühendis gözüyle konunun çok daha ilgi çekici olduğu da bir gerçek.
* Hikayeyi bilseniz bile "acaba başaracaklar mı?" diye seyredende merak uyandırıyor ve sonuna kadar seyirciyi bağlı tutabiliyor, sıkılmadan seyrettiriyor.
* Oyuncaların birçoğunun dizi filmlerden aşina gelmesi ve rollerinde başarılı performanslar göstermeleri de bir artı.
* Bazı replikler de etkileyici:
- Yapabileceklerine inanmaları,yapmalarından daha önemli.
- Türkiye'de hiçbir başarı cezasız kalmaz.
- Senin bildiğin kadarını ben unuttum.
- Devrim yolda kalsa bile, en azından halk sırtlar götürür demiştik.
- Zaten adı Devrim olan bir arabanın yollarda gezmesine izin vermezlerdi.
- Garb kafası ile araba yaptık, şark kafası ile benzin koymayı unuttuk.

Eksiler:
* Ana konunu etrafında işi yapmak üzere toplanan karakterlerin tanıtımı ve hikayeleri çok da detaya girilmeden veriliyor; buna rağmen bazı sahneler de gereğinden uzun tutuluyor.
* Filmin geçtiği döneme ait ortam, dekor ve kostümler her ne kadar o döneme ait bir etki yaratsa da daha geniş mekan çekimlerinden masrafa girmemek için kaçınıldığı hissedilebiliyor.
* Filmcilik açısından eksi olmasa da bazı sitelerde belirtilen şu husus da dikkatimi çekti:
Özellikle gerçek araba yapımında emeği geçen insanlara en sonunda bir atıfta bulunma yapılmamış (hatta sondaki bir fotoğraf sahnesinden sonra gerçek fotoğraf da gösterilebilirdi) ve de siyasi bir yaklaşımdan mı bilemiyorum ama projede görev alan (hatta liderlik edenmiş) Erbakan'a da hiç değinilmemiş. Çok araştırmadım ama eğer gerçekten böyle ise, filmin ana teması olan gerçek bir hikayenin anlatımında objektif olunamamış demektir ve "emeğe saygı" diye sanat dünyasında çok değinilen bir hususta filmin kendisinin bunu atlamış olması daha da büyük bir ayıptır... “Benzini bitti diye yolda kalan araba” etiketiyle unutulan “Devrim”in hikayesini tarihte kaybolmaktan kurtaran bu filme bir mühendis olarak teşekkür ederken; böyle bir ayıp yaptılar ise bu notu da düşmem gerekir...

Not: "Devrim Arabaları” filminde, kullanılan teknoloji nedeniyle Türk sinemasında bir ilke imza atmış. Kayıt işlemi kasetlere değil, bilgisayar ortamında doğrudan harddisklere yapılmış ve bu sayede hem kayıt kalitesi yükseltilmiş, hem de sette anında kurgu yapma imkanı olmuş.

19 Kasım 2008

Film Yorum 50 - Bangkok Dangerous

6.5/10

http://www.imdb.com/title/tt0814022/

Yönetmen: Oxide Pang Chun, Danny Pang

Oyuncular: Nicolas Cage (Joe), Shahkrit Yamnarm (Kong), Charlie Yeung (Fon)

Soğuk kanlı, acımasız katil Joe, Surat isimli bir suç patronunun 4 düşmanını öldürmek için Tyland'ın başkenti Bangkok’a gider. Bu ülkeyi hiç tanımadığı için kendisine yardım etmesi ve yol göstermesi için Kong adlı bir dolandırıcıyla anlaşma yapar.

Görevini tamamladıktan sonra genç dolandırıcıyı öldürüp ardındaki tüm izleri yok etmeyi planlarken zaman ilerledikçe Kong’a akıl hocalığı yapmaya başlar. Bu arada yerel bir dükkanda çalışan sağır ve dilsiz bir kıza aşık olmaktadır. Bu gelişmeler onun hayatını sorgulamasına sebep olur. Artık soğukkanlı katil kimliği dışında Joe başka bir kimliğe de sahiptir.

Artılar:

* Uzun süredir suikastçı üzerine olmayan bir film olduğundan ve psikolojiyi iyi yansıttığından seyredilebilir bir film.

* Yer yer aksiyonu yüksek ve etkileyici sahnelere de sahip.

Eksiler:

* Konunun son derece klişe olduğu belli zaten ve yönetmenler 1999 yılındaki filmi Nicolas Cage'i de dahil ederek tekrar çekmişler. Eskisinin turşusunu kurdular ya da baktılar başka iş yapacak yeni bir şey yok ellerinde herhalde...

* Filmin başındaki ev modundaki karakolda penceresi bulunan sorgu odası hakkaten saçma bir durumdu; sırf amaca hizmet etsin diye seçilmiş ve üzerine kafa yorulmamış.

* Sonu daha iyi olabilecek iken nedense beklenen şekilde olmuş.

Filmden bir ders:

Dikkat edince daha önce de benzer filmlerde böyle sahneler hep mevcuttur: Kendini Dünya’nın sahibi olarak gören Batılı birisi özellikle uzak doğu kültürü ile karşılaşınca ilgi ve merak duyar, kendi bakış açısı ile filmde bu kültürün garipliği yansıtılır; adeta bir keşif şeklinde verilir. Bu arada doğuluda ona istediği hürmeti gösterir. Bunu şöyle de yorumlayabiliriz: Zavallı batılı Dünya’nın kendi etrafında döndüğünü düşündüğünden ve medeniyeti kendisine ait gördüğünden insancıl değerlerden koptuğunun farkında değildir.

Bu ruh halinde (aslında madde dışında maneviyata sahip olmadan) doğuda gördüğü farklı kültürler, inançlar ve manevi değerler ona yepyeni kavramlar gibi gelmekte, merak ve açlık içinde yaklaşmaktadır. Sözün özü: Kendi kültürü/inancı olmayanlar (veya zayıf olanlar veya ondan tatmin olmayanlar) başkalarınınkine daha fazla bir ilgi ve merak ile yaklaşıyorlar gibi. Genelleme yapmak doğru olmasa da bu da doğal bir sonuç denilebilir.


Tabii ki herkes farklı kültür ve inanca merak duyabilir, ama birçok filmdeki batının doğuya yaklaşımının ele alınış tarzı ile buradaki aşırılık ve bu kadar etkilenilmesi sanırım belirttiğim nedenden ötürü.


Onca “doğuda batılı” “batıda doğulu” içerikli filmden sonra ne hikmetse bu film böyle bir çağrışım yaptı, bu da ilginç yav... :)

15 Kasım 2008

Film Yorum 49 - Star Wars: The Clone Wars

6.5/10

http://www.imdb.com/title/tt1185834/

Yönetmen: Dave Filoni

Galaksi, kötü niyetli Ayrılıkçılar ve onların robot orduları ile Cumhuriyet ve cumhuriyetin Jedi koruyucuları arasındaki dev boyutlu iç savaş Klon Savaşları’ndan ötürü yorgun düşmüştür. Gitgide kızışan çatışmalarda avantaj elde etmek için, Jedi Savaşçı Anakin Skywalker ve onun Padawan öğrencisi Ahsoka Tano çok önemli sonuçlar doğuracak bir göreve gönderirler ve bu sırada ünlü suç lordu Hutt Jabba’yla karşı karşıya kalırlar.

Anakin ve Ahsoka’nın peşinde, onları Tatooine’de bekleyen tehlikelere ek olarak, Kont Dooku ve sinsi ajanları vardır. Aralarında gizemli Asajj Ventress’in de bulunduğu bu ajanlar Jedi’nin yenildiğini görene kadar dur durak bilmeyeceklerdir.

Artılar:
* Yıldız Savaşları serisini seyrettiyseniz, bu serinin temel özellikleri ve hikayeye nispeten uygun bir yapım olduğunu görebilirsiniz. Tipik bir ana konudan bağımsız giriş sahnesi, Jedi öğeleri ve karanlık tarafın sinsi, kurnaz oyunları (her şeyin plana uygun gitmesi), vb. açılardan film sizi tatmin edebilir.
* Karakterler karikatür gibi gözüküyor ilk başta ama gerçek filmlerdeki oyunculara da bir hayli benziyorlar ve bir süre sonra gözünüze fazla batmıyor.
* Efektler, görsellik ve ses kalitesi fena değil.

Eksiler:
* Eğer Yıldız Savaşları serisini daha önce seyretmediyseniz film sıkıcı da gelebilir, çünkü karakter tanıtımı olmadan, direkt konuya dalıyor ve sadece seriyi seyredener için nostaljik öğeler içeriyor. Hatta film seriye en azından yeni bir şey katılmış, eksik-kötü farketmez ne olursa olsun kaçırmamalı düşüncesine daha fazla hitap ediyor. Ben 6.5 verdiysem, 1 puan da seriye saygımızdan yani... Ama George Lucas "bu seriden ne versek, kalitesiz de olsa sevenler yutar" diye düşünüyorsa bu çizgi film ile muhtemelen son hakkını kullanmış oluyor... Bazı şeyleri tadında bırakmak lazım...
* Böyle bir yapımı normal bir film şeklinde yapamaları bir dezavantaj ama efektler, sahneler düşünülürse bir hayli maliyetli olacağı da aşikar...
* Bazı öğeler ise ana hikayeye uymamış:
- Serinin 2. bölümünde karanlık tarafa yaklaşan Anakin, burada adeta yeniden aydınlığa ulaşıp aşırı şakacı, yardımsever ve tek düze bir aksiyon kahramanı olmuş. Bu durumda arada arkadaş git-gel yapmış olmalı ama o arayı biz kaçırdık galiba.
- Yeni tipleme Ahsoka’nın ne işi var hikayede, çeşni olsun diye konmuş gibi ve sadece bir amaç için konduğu sonunda anlaşılıyor (ki olmasa da olur)...
- Obi-Wan ise arka plana atılıyor (ki Ahsoka'nın yerine olabilirmiş). Sanırım animasyon çocuklara hitap ediyor diye Anakin yeter, Obi-Wan da yaşlı demişler.
- Bir de seriden beklenenin aksine bir bitiş tarzı var diyebilirim, fazla detay vermeden.

14 Kasım 2008

Film Yorum 48 - Duchess

7/10

http://www.imdb.com/title/tt0864761/

Yönetmen: Saul Dibb

Oyuncular: Keira Knightley (Georgiana), Ralph Fiennes (Duke of Devonshire), Charlotte Rampling (Lady Spencer), Dominic Cooper (Charles Grey)

On sekizinci yüzyıl sonlarında geçen film 'Georgiana Duchess of Devonshire' adlı kitaptan uyarlanmış ve yaşanmış olaylara dayanıyor. Georgiana Spencer, henüz 18 yaşına girmeden, kendisinden yaşça büyük olan, İngiltere'nin en saygın kişilerinden 5. Devonshire Dükü William Cavendish'le evlenir ve Devonshire Düşesi ünvanını alır. Ne var ki, hayat dolu ve duygusal bir kadın olan Georgiana için bu, lüks içinde ama mutsuz bir hayata doğru atılmış bir adımdır. Kendisine varis olacak bir erkek evlat doğurması dışında onunla pek ilgilenmeyen, soğuk ve kibirli William, onunla neredeyse hiç konuşmaz. Georgiana uzun süre dünyaya bir erkek getiremediği için ilişkileri iyice gerilir. Ancak buna rağmen Georgiana, sıcak ve canayakın kişiliği sayesinde, dönemin sosyetesi ve değişmekte olan politik atmosferi içinde fazlasıyla sevilen ve dikkat çeken bir figür olmayı başarır. Kendine güveni artıp çevresi geliştikçe, hayatta neyi istediğinin de daha çok farkına varan düşes ve dükün evliliği, önce Leydi Bess Foster'ın dükle birlikteliği, ardından da düşesin çocukluk yıllarından tanıdığı politikacı Earl Grey'le yaşadığı fırtınalı aşkla sarsılır. Georgiana kalbinin sesini dinlemek istese de, bulunduğu mevki buna izin vermez.

Artılar:
* Film, geçtiği dönemi özellikleri, kıyafetleri ve olayları ile iyi bir şekilde yansıtıyor. Özellikle o çağa ait kadınların problemlerini yansıtıyor. Aynı problemleri çok benzer şekilde anlatan bu yaz gösterimde olan "The Other Boleyn Girl" filmi ile kıyaslandığında daha ilgi çekici olduğu söylenebilir.
* Ralph Fiennes'in oyunculuğu iyiydi. Karakterin sinir bozuculuğu ve iç dünyasında yaşadığı çelişkileri yüz ifadeleri ile güzel yansıtmıştı.

Eksiler:
* Film doğası gereği yavaş ilerliyor ve bu yer yer sıkıcı olabiliyor.
* Georgiana’nın moda konusunda başarılı biri olduğu, Charles Grey ile aşkı, vb. öğeler filmde çok da derinlemesine işlenmemiş.

Not 1: O çağda hizmetçilerin sanırım sağır ve dilsiz olmaları lazım; çünkü her türlü gizli konu, entrika onların yanında çok rahat konuşuluyor ve hatta insanlar da yalnızmış gibi davranabiliyor.

Not 2: Filmdeki ilginç bir diyalog: Düşes’in yeni kocası Devonshire Dük’ünün kadınların neden karmaşık elbiseler giydiği sorusuna Düşes’in verdiği cevap: “Erkekler konuşarak kendilerini ifade edebilir. Biz özgürce konuşamadığımız için elbiseler ile kendimizi ifade edebiliyoruz.”

08 Kasım 2008

Film Yorum 47 - Quantum of Solace

7.5/10

http://www.imdb.com/title/tt0830515/

Yönetmen: Marc Forster

Oyuncular: Daniel Craig (James Bond), Mathieu Amalric (Dominic Greene), Judi Dench (M), Olga Kurylenko (Camille)

Sevdiği kadın Vesper tarafından ihanete uğrayan 007, gerçeği açığa çıkarmak için Vesper’a şantaj yapan organizasyondan birini yakalar. Bond ve M’nin sorguladığı Mr White, organizasyonun herkesin düşündüğünden çok daha karmaşık ve tehlikeli olduğunu belli eder. Bond bu ara görevini yaparken kişiselleştirmemek için kendiyle mücadele etmektedir. Araştırması sırasında karşılaştığı Camille, Bond’u doğrudan acımasız bir işadamı ve gizemli teşkilatta büyük bir güç olan Dominic Greene’e götürür. Vesper’ın ihanetinden sorumlu olan adamı bulmaya yaklaşırken, 007 Greene’in sinsi planını açığa çıkarıp 'Quantum’u durdurmak için CIA, teröristler, hatta M’nin bir adım önünde olmaya çalışmaktadır.

Artılar:
* Bond serisinin 22.si olan film, seriye bir önceki filmde hem oyuncu hem de karakter açısından getirilen yenilikleri devam ettiriyor. Filmi serinin geçmişinden bağımsız ele alırsak (almazsak kısmı eksilerde) bir aksiyon filmine yönelik yeterince doyurucu sahne, efekt ve sürükleyici senaryoya sahip.
* Tipik bir Bond filminin bazı klişeleri kullanılmış: Hareketli bir giriş sahnesi, Dünya'nın çok çeşitli yerlerinde geçen konu/sahneler, vb.
* Filmde kullanılan teknolojik cihazların (dokunmatik ekranlı masa bilgisayar, GPS'li cep tel.) günümüzde kullanılan teknolojilere yakın olması ilginçti.
* Aksiyon ve efektler üzerine bir hayli çalışıldığı ve oldukça geniş mekanlarda bu sahnelerin başarıyla çekildiğini filmde hissediyorsunuz ve son derece inandırıcı geliyor çoğunlukla.
* Filmin ilginç bir sahnesi de modern bir Tosca uyarlamasının sergilenmesi sırasında arkaplanda Bond'un dahil olduğu olayların paralel sunulması...

Eksiler:
* Daniel Craig'den önceki Bond filmlerine bakınca J.Bond'un daha eğlenceli ve rahat bir tip olduğu kaçınılmaz. Bilerek tipte bir değişiklik yapılmış, daha gerçekçi ve daha aktif bir karakter verilmiş olabilir ama bu serinin eski yapısına uygun düşmemiş. Bu haliyle Jason Bourne tarzı günümüzde daha çok tutulmuş bir karaktere benzetme yapılmış gibi. Ama seriden bağımsız ele alırsak çok da yanlış bir tercih değil.
* Yine eski serideki bazı klişeler ise yoktu: "Bond, James Bond" repliği, kötü bir Bond kızı, yepyeni teknolojik oyuncaklar (günümüzde olmayan), vb.
* Ama filmdeki bir cep tel. süper bir optik zoom yeteğine sahipti ki, uzun yıllar olmayacak bir teknoloji sayılabilir :)
* Filmde esas Bond kızı ne zaman çıkacak diye bir süre bekliyorsunuz ve sonra durumu anlayınca esas kıza verilen rolün zayıf olduğunu ve bir de o rolü oynayan oyuncunun da role çok zayıf kaldığını görüyorsunuz.
* Kovalama sahneleri hangi teknikle çekilmiş bilmiyorum ama bazı anlarda seyircinin takibini güçleştirecek ve seyretme zevkini azaltacak kadar kötüydü.
* Casino Royale bu filme göre biraz daha iyiydi. Filmin müziği de bir önceki kadar iyi değildi.

Not 1: Filmi bir önceki filmin bittiği yerden devam ettirmişler ve görünen o ki bunun bittiği yerden de bir sonraki gelecek. Yani seri bir film şekline çevirmişler konuyu...

Not2 : Quantum of Solace : Bir Zerre Teselli anlamında (Gerçi örgütün adı da "Quantum" ama)