25 Şubat 2009

Film Yorum 65 - Valkyrie

7.5/10

http://www.imdb.com/title/tt0985699/

Yönetmen: Bryan Singer

Oyuncular: Tom Cruise (Claus von Stauffenberg), David Bamber (Adolf Hitler), Carice van Houten (Nina Von Stauffenberg), Thomas Kretschmann (Otto Ernst Remer), Bill Nighy (Friedrich Olbricht), Tom Wilkinson (Friedrich Fromm)

İkinci Dünya Savaşı sırasında, ülkesini seven ancak Hitler'in yaptıklarına karşı çıkan birkaç Alman subayı Adolf Hitler'e suikast yapmayı planlarlar. Ancak bir çok deneme başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Colonel Stauffenberg de Hitler'in durdurulması gerektiğine inanmaktadır ve Alman Direniş örgütüne katılarak Valkyrie adı verilen bir operasyonu planlar. Nazi hükümetine karşı bir ayaklanma başlatmak ve hayatı pahasına da olsa Hitler'i öldürmek üzere bizzat harekete geçer.

Artılar:
* Film, geçmişte yaşananları farklı bir bakış açısı ile güzel bir şekilde gözler önüne seriyor. Operasyonun başarısız olması ve Hitler'in kurtulmasını tarih bilgisi ile bilmemize rağmen film yine de sonuna kadar merak ve ilgi uyandırmayı başarıyor. Suikast ile ilgili sahnelerde ve sonrasında seyircinin de aynı gerilimi hissetmesi mümkün. Hele Hitler'e bir belge imzalatmaya gittiğinde ve sonrasındaki toplantıya hazırlık için üstünü değiştirdiği sahnede siz de geriliyorsunuz.
* Tarihte bazen ufak görünen bir takım olayların aslında öyle olmasa, her şeyin nasıl bambaşka olabileceğini (kelebek etkisi gibi) de filmde görebiliyorsunuz.
* Tom Cruise'un bu rolün altından da başarı ile kalktığı ve çok fazla sırıtmadığını söylemek lazım.

Eksiler:
* Filme hafif bir belgesel ve ağır akış havası hakim. Zaten bir aksiyon filmi beklentisi taşımıyorsanız bu problem değil.
* Filmde suikast etrafındaki olaylar hızlı bir şekilde anlatılırken karakterleri çok fazla tanıma şansı olmadan olaylar üzerinden akışı takip ediyorsunuz. Filmin süresi 2 saat; bu süreyi daha fazla uzatmamak ve ilk yarıdaki akışın seyirciyi sıkmaması için belki de bu şekilde karakterlere fazla yoğunlaşılmamış sanırım. Olay sonrasındaki ayaklanma da yine dar çekimlerle az sayıda birlikler kullanılarak gösteriliyor ve geniş kapsamlı verilmiyor seyirciye. Kimbilir belki de gerçekte de öyledir.

Not: Suikast sonrası yapılmaya çalışılan darbe sırasında, o çağda aslında haberleşmenin ne kadar zor olduğu, kritikliği, nerelerin ele geçirilmeye çalışıldığı, savaşın insanlar üzerindeki etkilerini görmek de bir hayli ilginçti. Sonuçta her şey haberleşmeye bakıyor ve günümüzde bu işin o çağa göre kat be kat rahatlığı düşünülürse bu tip eylemlerin bu kadar kolay planlanamayacağı/yapılamayacağını görüyor insan. O dönemin atmosferi içinde yine de yaşananlar güzel yansıtılmış. Sadece, haberleşme merkezi nerede idi, çok merak ettim. :)

15 Şubat 2009

Film Olmayan TV Şovuna Yorum - Recep İvedik 2

-/10

Bir film olmayıp TV şovu olarak değerlendirdiğimden not vermeye gerek duymadım.

Oyuncular: Karakteri ile özdeşleşen Şahan Gökbakar (Recep İvedik)

Filmin tarzına bakınca en kibar şekilde konusu şöyle özetlenebilir:
Gaz çıkaran, önüne gelene laf atan, argonun kitabını tekrar yazmaya çalışan, el/kol hareketi ve ayı dili (kuş değil) ile haberleşen bir maganda karakterin yaşadığı ibretlik maceralar, insanlara eziyeti ve alayı ile maalesef hala devam ediyor... :)

Seyretmeden yazmanın, birincisini para vermeden de olsa seyretme gafletine düşen bir talihsiz olarak en doğal hakkım olduğunu düşünerek yazıyorum: :)

Artılar:
* Şaka yaptım, yok böyle bişey!

Eksiler:
* Hangi birini saymalı, filmin konusunda bahsettik zaten. :) Zaten film derken de bir şov olduğunu, senaryodan çok skeçler ağırlıklı gittiğini belirttim.

* Görünen o ki birincisinin izinden gidecek bir film olacak. Muhtemelen ticari bir zihniyet ile aynı klişe espriler (ki belli bir insanın espri anlayışına uyan aynı temcit pilavını bakalım millet kaç kere daha yiyecek) ile yapılacak 2.filmden de sinema, sanat adına bir şey arayanlar boşuna aramasın. "Sadece güldürüyor zararsız" diyenler birinciye güldülerse ikinciye de gülebilirler muhtemelen, lafım yok onlara. Ama ağlanacak halimize gülmemek için ben tercih etmem... :)

* Filmi sevenler ile sevmeyenler arasında entellektüel/enteklektüel olmayan, cem yılmaz/şahan sempatizanı vs. gibi gereksiz bir sürü tartışmayı görünce insan daha da soğuyor zaten. Her filmi eleştirenler olacağı gibi bunu da eleştirenler olacaktır, sevenler ve sevmeyenler olacaktır. Bence esas problem, filmi eleştirenlere özellikle 1. film sonrası filmin sahiplerinin son derece seviyesiz yaklaşımları ve hakarete varan açıklamaları idi. Unutmayalım, Türkiye’de sinemayı bir sanat dalı olarak ele alıp bu yönde filmler yapanları adeta aşağılamıştı bu zat. Birinciden parayı vurunca kendilerini bir anda bu işin ustası sandılar -ki olabilir ama keşke bu noktada kalsalardı- ve hızlarını alamayıp bir çok ünlü yönetmen ve oyuncuya saldırma ile de adeta sonradan görme tabirini sinemada uyguladılar. O yüzden de, ben de filmi tarzına yakışır şekilde eleştirmekten çekinmiyorum, ne de olsa herkese anladığı dilden konuşmak lazım. :)

* Zaten karakteri Ayro (ayı-kıro karışımı) Recep ile özdeşleşen şahısın bu tavırlarını da doğal karşılamalı. Malum, karakter olarak hep kendisini oynadığı için normal. O yüzden de oyunculuk adına pek bir şey göremiyorum. :) Düşünsenize binbir çeşit karakteri canlandıran nice değerli oyuncuyu, yazık işte.

* Toplumda her çeşit filme ihtiyaç olacaktır doğru, sadece güldürüyormuş ve herkes istediğine gülebilirmiş, peki. Hepsine tamam, isteyen seyreder de;
1) Seyretmeyene/eleştirene de saygı gösterilsin kardeşim,
2) Bu tarz benzeri nice yabancı/yerli film var; onlara da aynı seviye eleştirisini yapıyoruz, filmleri/karakteri fanatikçe savunmaya gerek yok. Sonuçta hayali zati... :) Bkz. Borat, Muro, Zohan, hatta Gora, Superhero Movie, ki bu sonuncudaki gaz çıkarma sahnesi daha da uzun ve etkili, sevenlere duyurulur, kaçırmayın :)
3) Karaktere de içimizden biri falan ayağına sempati göstermeye çalışmayalım lütfen, bilmesek neyse, kısa dönem askerlikte o şahısdan daha bol malzemeli nice yurdum insanını gördük yeterince. Hey gidi günler hey... :)
4) Zaten filmde de genelde gözüken 3 tip insanı düşünürsek, ne o şahsın kendisi ne de karşısındaki şahıs olmayı hoş görmüyorum. Bir de olayı seyreden 3. bir şahıs olarak başkasının başına gelen kötü durumdan ötürü onlarla alay edilmesini seyredenlerden olmayı da hoş görmüyorum.

* Dolayısı ile müsaadenizle gerçek dünyada böyle karakterleri sevmediğimizden, ekranda görmeyi de sevmemek hakkımız olsun.
* Hele de bunu övmenin, sadece güldürme amaçlı zararsız aslında ve sinema/sanat adına bir şeyler varmış gibi savunmanın da gülünç/vahim olduğunu düşünme hakkımız olsun.
* Hatta filme gidenlerin büyük bir kısmının madde 4'teki 1. ve 3. tip insanlar olabileceği endişesi ve gerçek dünyada da aynı tavırları sergileme ve alay edilmesinden zevk aldıklarını düşünerek bırakın da ülkenin bu gerçeği ve toplumun seviyesi hakkında kendimizce bir ders çıkarıp üzülelim/kaygılanalım.
* Keşke başka tür filmler de bu kadar prim yapsa diye iç çekelim/ümit edelim.
* Vee paramızı bu filmle indiragandi yapmasına izin vermeyelim... :)

08 Şubat 2009

Film Yorum 64 - The Curious Case of Benjamin Button

8/10

http://www.imdb.com/title/tt0421715/

Yönetmen: David Fincher

Oyuncular: Brad Pitt (Benjamin Button), Cate Blanchett (Daisy), Tilda Swinton (Elizabeth Abbott)

Birinci Dünya Savaşı'nın bittiği gün doğan Benjamin Button'ın sıradan bir doğumu olur. Herkesin aksine o 80'lerinde bir yaşlı olarak doğmuştur ve zaman ilerledikçe gençleşmektedir. Benjamin, tersine giden fiziksel gelişimine rağmen bir bebek gibi olan psikolojik gelişmesinde ortama ayak uydurmaya çalışmaktadır.
Hayatı boyunca yaşadıklarını kendi ağzından anlatılırken, tanıştığı kişiler, gördüğü olaylar ve aşkları ile tersine akan hayatı tuhaf bir serüven şeklinde gelişmektedir.

Artılar:
* Film, konusunun ilginçliği ile sonuna kadar seyirciyi hikayeye bağlamayı başarıyor.
* Hikayenin anlatılış tarzı ve ilerleyişi de "1900", "Notebook" ve "Big Fish" filmlerine benzer şekilde, yarı gerçek yarı fantastik ve tüm yaşamı baştan sona anlatan hoş bir epik yapıda olmuş.
* Brad Pitt ve Cate Blanchett'ın oyunculukları gerçekten harika; hemen her yaştaki rolleri başarı ile sergiliyorlar. Bu arada filmdeki makyajlar da çok iyi ve bu açıdan bir ödül alacağı kesin.
* Filmin "kelebek etkisi" denebilecek sebep-sonuç ilişkileri açısından bir olaya yönelik verdiği örnek ve sahneler de gerçekten güzel olmuş.
* Özellikle filmin sonunda doğru Benjamin'in yaşadıkları bir dram tarzında; ölüm, yaşam, aşk hayata dair her açıdan insanın gözü önüne güzel bir şekilde konuyor ve seyirciyi etkilemeyi başarıyor.
* Yer yer komedi öğeleri de güzel ve dozunda mevcut.

Eksiler:
* Film tüm bu güzelliklerine ve akıcılığına rağmen 170 dakika gibi uzun bir süre ile insanı sıkmıyor da değil. Daha kısa sürede de pekala yapılabilirdi...
* Filmin ihtiyarlıktan çocukluğa giden bir yaşam hikayesine odaklı konusunun yarı fantastik olması sebebi ile, fiziksel bünyede yaşananlar, entropi kanununa aykırılıklar, biyolojik durumlar ve hastalıklar, vs. konularındaki mantık hatalarını da görmezden geleceğiz artık, bazıları halledilebilirmiş diye de düşünsek... :)

Not: Film, F. Scott Fitzgerald’ın 1921’de yazdığı bir hikayeden uyarlanmış.