29 Ekim 2008

Film Yorum 46 - Death Race

6.5/10

http://www.imdb.com/title/tt0452608/

Yönetmen: Paul W.S. Anderson

Oyuncular: Jason Statham (Jensen Ames), Joan Allen (Hennessey), Ian McShane (Coach), Tyrese Gibson (Machine Gun Joe), Natalie Martinez (Case)

Yakın zamanda, aşırı sanayileşme, yüksek nüfus artışı ve çılgın tüketim alışkanlıkları yüzünden dünya düzeni bozulur. İşsizlik oranı tavana vurur ve suç oranındaki artış kontrolden çıkar. Cezaevi sistemi de özel şirketlerin kontrolünde kendi çıkarlarına kullanılmaya başlanır. Terminal Island Hapishanesi, düzenlediği yarışları internette yayınlayarak ölümüne yapılan bu yarışlardan para kazanmaya başlar.

Eski bir otomobil yarışçısı olan Jensen Ames, işlemediği bir suçtan dolayı bu hapishaneye düşer. Burada hayatta kalabilmek için yarışmaya zorlanırken bir yandan da kurtuluş yolu aramaktadır.

Artılar:
* Tipik bir aksiyon filminin klişelerine ve efektlere sahip olup bu açıdan tercih edenlere hitap edecektir. Zaten eski bir filmin yeni çekimi olan film de ilave bir şey vaad etmiyor.
* Efektler gerçekçi ve adeta bilgisayar oyunu havasında çekilmiş (özellikle silah, kalkan almak için yerdeki kapaklardan geçmeler) yarış sahneleri mevcut.
* Yalnız Jason Statham bu gidişle son on yılın aksiyon sineması oyuncusu olacak. Geçmiş on yıllarda adından söz edilen Van Damme, Michael Dudikoff, vb. gibi. Zaten bu oyuncuların da filmleri genelde vasatın biraz üstünde olan ve tek amacı aksiyon olan filmler şeklindeydi.

Eksiler:
* Filmin konusu ve gerekse işlenişi açısından klişeler ötesinde bir şeyler yok, sürpriz bir durum da yok (her ne kadar araya ufak bir şey sıkıştırmış da olsalar). Bodoslama gidiyor yani.
* Ancak konunun çok benzeri Arnold Schwarzenegger'in "The Running Man" filmi insanın aklına gelince bu film daha da bir tekdüze geliyor insana.
* Filmdeki yarışlar, silahlar, vs. her şey o kadar oyun havasında ki, mantık hatalarından bahsetmeye gerek yok ilave olarak. :)

Film Yorum 45 - City of Ember

6.5/10

http://www.imdb.com/title/tt0970411/

Yönetmen: Gil Kenan

Oyuncular: Bill Murray Mayor Cole), Tim Robbins (Loris Harrow), Saoirse Ronan (Lina Mayfleet), Harry Treadaway (Doon Harrow)

İnsanlar, büyük bir felaket sonrası yeraltında kurulan bir şehirde yaşamaya başlamıştır. Şehrin kurucuları, 200 yıl sonra açılacak bir kutuyu şehrin başkanlarına elden ele aktarılmak üzere bırakmıştır. Ancak bu kutu yıllar içinde unutulmuş ve insanlar gökyüzünün her zaman karanlık olduğu, güneşin ne olduğunu bilmedikleri bir ortamda yaşamaya alışmıştır. Kentin jeneratörü sürekli arızalanmaya başlayınca sürekli karanlıkta kalmaktan kurtulmak için Lina ve Doon adında iki çocuk çözüm aramaya başlarlar

Artılar:
* Fantastik ve gizem dolu ilginç bir yapım. Özellikle şehrin atmosferi ve masalımsı bir anlatım güzel şekilde verilmiş.
* Tim Robbins ve Bill Murray de filme kaynamışlar arada. Ama Tim Robbins kısa bir role de sahip olsa rolünün hakkını veriyor, diğeri için aynısı pek söylenemez.

Eksiler:
*Ağırlıklı olarak bir çocuk filmi olmasını bir köşeye koyarsak ortaya inanılmaz sayıda mantık hatası ve açıklanamayan olay çıkıyor. Bu da aslında neden bir çocuk filmi olduğunu açıklıyor :) Tabii bu durumda filmdeki hatalar yüzünden kopup gülmeniz ve hayretler içinde kalmanız da aslında bir yönden eğlenceli vakit geçirmenizi sağlayabilir. Gelelim bu mantıksızlıklara:
- Dünya'da bir felaket olmuş tamam da ne olduğu meçhul, ona göre devamındaki olaylar zinciri anlam kazanabilir ancak. Sonradan gözüken yaratıklara bakılırsa kimyasal bir felaket olmalı, tabii bu durumda yerin altında 200 yıl belki işe yarar.
- Peki bu durumda, insanlar havayı nereden buldu? Hele belediye başkanı kendince bir çözüm bulmuş filmde de, hava nerede kardeşim??
- Şehrin kurucusu mavi yakalı mühendis (!) atalar ne hikmetse 200 yıl sonra açılacak bir kutuyu sadece bir kişiye emanet ediyorlar, madem tüm insanlık için (ve zaten kutu da açılamıyor) tüm şehir bilsin yav, ne olur ki?
- Hele de bu kutunun enerjisi ne ile sağlanıyor, 200 yıl nasıl gidiyor ben anlamadım bu teknolojiyi?
- Şehrin nüfusu konusu da biraz sıkıntılı, toplasan 500-1000 kişi yok, diğer insanlara ne oldu?
- Yasak bölge diye bir yer vardı da ne oldu orası anlamadık?
- Şehrin kurucuları nedense şehirden çıkmak için bulmaca misali ve %1 olasılıkla hayatta kalınabilecek bir yöntem seçmişler. Ve gel gör ki %99 olasılıkla bizim çocuklar başarıyorlar. Hele bir de küçük bir kız var ki, aman aman!! Diğer ikisi ile birlikte gidiyor ama çocuğun tehlikelere vs. tepkisi sıfır, heyecan/ağlama yok böyle şeyler!.. İnanılmaz yav.
- Hele bu küçük kızın radar ve gps sistemi var kesinlikle. Çünkü arka sokaktaki ablasının kendini çağırdığını hissediyor (ki böyle bir şey olmuyor) ve sonra da pat diye buluyor. Bu kadar olur yani!
- Şehrin kurucuları kutuya bir şeyler koymuşlar da, ne hikmetse başkandaki zımbırtı nereden pırtlıyor, meçhul??
- Ben güneş gözlüğü ile bile güneşe bakamazken hayatında ışık görmeyen bu arkadaşların bakışları muhteşemdi!!!
- Arkadaşların gözleri karanlıkta kala kala teleskopik zoom özelliği de kazanmış olmalı, seyredin en sonunda anlarsınız...
- Güneş ışığı olmadan yetişen bitkiler de ilginçti...
- Peki 200 yıl bozulmadan kalan besinler hangileri??
- Yaşlı amcamın dişlileri tamir yöntemi, şehirde güvenliğin sıfır oluşu, sandalın kontrol mekanizması, vs. vs. daha neler neler? Velhasıl iyi gülünür yani :)
* Bir de bu filmin kitabı varmış, ona göre değiştirmişler biraz, iyi olmamış falan diyorlar. Ama benim gibi kitabı bilmiyorsanız seyretmekte bir sıkıntı yok, bu hali bile yeter :)
* Sonuç olarak, Golden Compass, Spiderwick Chronicles, Eragon ve The Chronicles of Narnia yolunda giden bir yapım. Yani "Lord of the Rings" ile kıyas bile kabul etmeyen başarısız yapımlar serisi...

19 Ekim 2008

Film Yorum 44 - Eagle Eye

7.5/10

http://www.imdb.com/title/tt1059786/

Yönetmen: D.J. Caruso

Oyuncular: Shia LaBeouf (Jerry), Michelle Monaghan (Rachel), Billy Bob Thornton (Morgan)

Amerikan hükümeti, casus uydu ve uçaklarla bir terorist lideri tespit eder ve yok eder. Ancak daha sonra öç almak için Amerikan vatandaşlarına karşı saldırılar başlar. Aynı sıralarda kardeşini kaybeden Jerry'e birileri sistematik bir tuzak kurar. Jerry telefondan gelen bir kadın sesi ile adeta adım adım izlenmekte ve zorla yönlendirilmektedir. Benzer bir durum sakin bir hayat süren Rachel için de geçerlidir.Telefondaki ses bu iki kişiyle ilgili her şeyi bilmektedir. Kaçınılmaz bir şekilde kendilerini olayın akışına bırakırlar ancak yapmakta oldukları şey onlar kadar tüm ülkeyi de kaosa götürecek bir olaylar zincirini başlatır.

Artılar:
* Filmin konusu, ilk 2/3'ü boyunca devam eden gizemi ve bilim kurgu öğelerini de sayarsak güzel. Hele de sistematik bir şekilde yönlendirilen sonuç (adeta bir satranç oyunu gibi) da oldukça keyif verici.
* Film, öncelikle "Die Hard 4" ve "Enemy of the State" filmlerine benzer öğeler içermekte ve sonra birkaç filme daha çağrışım yaptırmakta. Filmin sürprizini korumak için diğer filmleri söylememek lazım. Arnold Schwarzenegger ve Will Smith'in oynadığı bu iki filmi kendime not alayım. :)
* Filmde kullanılan teknolojik öğeler de - her ne kadar bazıları olası olmasa da- eğlenceli. Mevcut olan MUAV ve UAV (Predator galiba) tipi insansız hava araçları, kameralardaki yüz tanıma sistemleri, akustik ses takibi, vb.

Eksiler:
* Filmde Shia LaBeouf denilen arkadaş tarzıyla çok rolüne uymamış ve bu yer yer sırıtıyor.
* Film gereğinden yarım saat uzun olmuş.
* Telefon ile yönlendiren sesin her şeyi her an ayarlayabilmesi, hele de kontrol edilemez insan davranışları, araba kovalamaca sahneleri, vs. vs. film boyunca en çok rahatsız eden ve bazen filme inanmayı güçleştiren bir nokta. Sesin arkasındaki esrar perdesi kalkınca da bu durum çok fazla değişmiyor, hatta bu sefer farklı açılardan bir sürü mantık hatası bulabiliyorsunuz.
* Die Hard 4'de de bulunan her an her yeri izleyen kameralar, ağ sistemleri vs. teknolojik ilerlemelerin aslında ulaşabileceği ve (aynı zamanda ulaşamayacağı) noktayı görmek de ilginç oluyor. Hele de Türkiye'de yaşayınca insan bu filmleri çok daha rahat seyredebiliyor, nasıl olsa böyle bir ihtimal yok diye... :)
* Filmin sürprizini yine bozmamak için detay vermeden yazayım: Sonuçta olayın çözümlerinden bir tanesi (sonunda 2 ayrı paralel konu var çünkü) bu tip durumlara karşı her zaman kullanılabilecek klişe bir yöntem ile oluyor. Diğer durumdaki çözüm ilginç ama.

15 Ekim 2008

Film Yorum 43 - Tropic Thunder

6/10

http://www.imdb.com/title/tt0942385/

Yönetmen: Ben Stiller

Oyuncular: Ben Stiller (Tugg Speedman), Robert Downey Jr. (Kirk Lazarus), Jack Black (Jeff Portnoy), Nick Nolte (Four Leaf Tayback), Tom Cruise (Les Grossman), Matthew McConaughey (Rick Peck)

Daha önce çeşitli uçuk/kaçık filmlerde oynayan bir grup aktör bir Vietnam aksiyon filminde oynamak üzere bir araya gelirler. Ancak oyuncuların kaprisleri ve çeşitli zorluklar yüzünden filmin çekimi zora girer. Savaş filminde oynayan aktörlerin, gerçek savaşı andıran koşullar altında filmi çekmesine başvurmak zorunda kalınır ve olaylar kimsenin beklemediği bir noktaya varır.

Artılar:
* Filmin tek artısı ünlü oyuncuları toplaması ve bu oyuncuların performansları. Bunu söylerken sadece Robert Downey Jr. ve Tom Cruise’u kast ediyorum, Ben Stiller hep aynı tarzında, bi tuğla daha koymamış kariyerine. :)
* Özellikle Robert Downey Jr. zenci rolü ile oldukça ilginç bir karakter ortaya koyuyor ve Tom Cruise kısa süreli gözüken bir rol de alsa yeteneğini konuşturuyor. Her ikisi de unutulmaz karakterler sergiliyorlar.
* Tek artıya (toplayınca yine bir artı topu topu) bir de belki filmin ikinci yarı kendini biraz daha toparlaması eklenebilir yine de çok sürükleyici gitmese de.

Eksiler:
* Gelelim eksilere. Film bir bakış açısı ile berbat sayılabilecek durumda. Nedeni ise komedi filmi deyip aslında çoğu kişinin mizah anlayışına uymayan bir tarzda filmi çekerek konuyu harcamışlar. Özellikle Saw filmindeki kanlı sahneler gibi beyinden fışkıran kanlar, bağırsakları dökülen insanlar ve patlayan insanları gösterirken mizah öğelerini kullanmak ve bir de oyuncuların bu durumda espri yapmasını sevebilecek insanlar da olsa, bence bu, film boyunca kullanılmaması gereken bir yöntem. Hele de espriler zaten bayağı ise. Başarılı filmlerle ve sektörle dalga geçme amacı dışında sadece oyuncularına güvenen tipik bir film olmuş maalesef.
* Film birkaç sahne dışında gülümsemenin ötesine geçirmiyor ve bunlar da zaten filmin yermeye çalıştığı klişe Hollywood filmlerindeki sahneleri yeniden farklı tarzda canlandırması ile oluyor. Yani başka filmlerin başarılarına yapışarak asalak bir yöntem izliyor. Üstelik buna rağmen e doğal olarak bari bir son olsun diye o filmlerdekine benzer tarzda bir aksiyon moduna geçip bir nevi tükürdüğünü yalıyor (madem eleştirecen sonra niye benzer dersleri verirsin).
* Bir de yok film Hollywood’u çok cesurca eleştiriyormuş falan hikaye. Özellikle o sektörün dışında olup da sadece seyirci olan bizler için filmin yapımcıları tarafından içinde oldukları film dünyasına yönelik yaptıkları ince espriler (ki var deniyor bir hayli) maalesef kendi dünyalarında kalıyor ve çoğunlukla seyirciye ulaşmıyor. Filmin en zayıf taraflarından biri de bu, çoğu yer/malzeme seyirciye teğet geçiyor. E bunu beceremeyince de “kendi esprine kendin gül kardeşim, bizi niye davet ettin” demekten başka ne diyeyim! Ben yer yer anlasam da genel seyirci camiası adına konuşuyorum, vekalet verdiler de... :)
* Filmi seyrettikten sonra şunu da keşfettim: Film eleştirmeni mesleği ile uğraşanlar nedense bu tür aykırı filmleri bir maden/cevher gibi görüp muhtemelen senaristin bile düşünmediği ne akla hayale gelmez anlamlar/mesajlar çıkarıyorlar hayret ettim (Bu keşfime de ayrıca bir hayret ettim ama onun konuyla ilgisi yok). Ha benim şu anda yaptığım gibi o da bir düşünce ve yorum farkı tabii ki. Ama bence bazen bu gereksiz bir balon şişirmesi. Aynen fizik kuralları gereği tabiatta boşluğun doldurulması gibi sanırım film de ne kadar genele hitap etmez ise, özel kalırsa ve es kaza bunu hayatının filmi olarak görenler çıkarsa hurra daha bir hevesle yığılıp tüm boşluğu dolduruyor bunlar. Neyse bu derin bir konu, teoriyi bir kenara bırakayım ve fazla deşmeyeyim :)
* Türkiye’de insanlar genelde nadiren 2. yarıda filmden çıkarlar, para boşa gitmesin diye. Ama bu filmin işkencesine dayanamayanlar da oldu. Dolayısı ile genele hitap edemeyen, konu ve oyunculuk açısından başarılı olsa da, eldeki bu malzeme ile helva yapmayı becerememiş (daha doğrusu sadece kendi ağız tadına/tarzına göre bir helva yapmış) yönetmen/yapımcı yüzünden aykırı bir film.

10 Ekim 2008

Film Yorum 42 - Wall-E

9/10

http://www.imdb.com/title/tt0910970/

Yönetmen: Andrew Stanton

Seslendirenler: Ben Burtt (Wall-E), Elissa Knight (Eve), Jeff Garlin (Captain)

Dünya, inanılmaz boyutlara ulaşan çevre kirliliği sonucunda yaşanmaz hale gelmiştir. İnsanlar, temizlik için görevli robotlar üretmiş ancak bu da çözüm olmayınca Dünya'yı BnL isimli bir mega şirketin inşa ettiği uzay gemileri ile terk etmiştir.

Ancak Wall-E (Waste Allocation Load Lifter – Earth class) denilen bu robotlardan biri 700 yıl geçesine rağmen temizleme görevine devam etmekte, kendince önemli atıkları yaşadığı yere taşımakta ve tek başına bir hayat sürmektedir. Bir gün, bir gemi araştırma robotu EVE'i (Earth Vegetation Evaluator) Dünya'ya bırakır ve Eve'in aradığı şeyi bularak uzaydaki gemide bulunan insan ırkına ulaşması sonrası Wall-E'nin hayatı artık sonsuza kadar değişir.

Artılar:
* Pixar, yine yapacağı yapmış ve bir klasik sayılabilecek animasyon filmine daha imza atmış.
Konu, karakterler ve kurgusu ile Wall-E uzun süre akıllarda kalacak bir yapım.
* Filmin sonunda Wall-E'ye insanın kanı kaynıyor. Hele Eve denilen robot karakteri ise başlı başına bir bilim kurgu şaheseri. Mizah öğeleri olduça fazla ve çok doğal bir şekilde sunuluyor; hikayenin doğasına yediriliyor. Bazı sahnelerde gülmemek mümkün değil...
* Robotlara böyle aşırı duygusal bir karakter vermek de ilginç olmuş.
* Animasyon çocuklara hitap etmekten çok yetişkinleri hedef alıyor. Başlangıcındaki müzikal, Dünya'nın halinden dramatik kesitler, gri tonlu ve kirli bir görsellik, gemideki insanların ve robotların durumunun sunumu, politik ve çevre bilinci açısından verdiği mesajlar, robotların duyguları, vs.
* Fimin ilk yarısı neredeyse hiç diyalog içermemesine rağmen mimikler ile son derece başarılı bir anlatım mevcut.
* Bir bilim kurgu klasiği sayılabilecek senaryosu da ayrı bir güzellikte ama fazla detay vermeyeyim.

Eksiler:
* Robotlara böyle aşırı insansı karakter ve duygular vermek hikayenin diğer temeline çok da uygun düşmüyor ama sıkıntı da vermiyor. Neticede fabl tarzı gibi de düşünülebilir. :)

09 Ekim 2008

Film Yorum 41 - Babylon A.D.

6/10

http://www.imdb.com/title/tt0364970/

Yönetmen: Mathieu Kassovitz

Oyuncular: Vin Diesel (Toorop), Michelle Yeoh (Soeur Rebecca), Gerard Depardieu (Gorsky), Melanie Thierry (Aurora)

Yakın gelecekte geçen filmde Toorop adında ücretli bir askerden, Aurora isimli gizemli bir kızı Rusya’dan alıp New York’a götürme ve güçlü bir tarikata teslim etmesi istenir. Ancak hem görevin hem de kızın sıradan olmadığını kısa sürede öğrenecek ve kızı peşlerindeki kişilerden korumak durumunda kalacaktır.

Artılar:
* Konu olarak ilginç bir film, yer yer de aksiyon öğeleri ile sürükleyici olabiliyor.
* Konunun sunuluş tarzı ile de farklı bir tarzda ve sonu ilginç sayılabilir.
* Bazı teknolojik öğeler de bilim kurgu tarzı açısından güzel kullanılmış (iç duvarı tamamen dışını gösteren ekran zırhlı araç, dokunmatik harita, insansız uçaklar, vb.)

Eksiler:
* Filmin gelecekte geçtiği zaman ve dünya hakkında ne ne değildir, hiç bir bilgi seyirciye verilmeden pat diye başlıyor ve film boyunca da verilmiyor.
* Senaryoda da ne yazık ki kopukluklar mevcut. Filmin sonu da beklentileri karşılamadan bitiveriyor. Hatta beklentileri geçtim, mevcut bitişi de iyi olmuyor.
* Bildik mantık hataları dışında bir husus da: Araba taşıyan helikopter kızı da taşısaymış bu kadar strese gerek olmazmış, tabii filme de... :)
* Bir de filmde Gerard Depardieu'nun ne işi vardı hiç anlaşılmıyor. Daniel Craig'in "Golden Compass" filminde ne işi vara benzer bir durum ise (devamı gelecekse) ancak o zaman olabilir.

05 Ekim 2008

Film Yorum 40 - Righteous Kill

6.5/10

http://www.imdb.com/title/tt1034331/

Yönetmen: Jon Avnet

Oyuncular: Robert De Niro (Turk), Al Pacino (Rooster), Carla Gugino (Karen Corelli), John Leguizamo (Det. Simon Perez), Donnie Wahlberg (Det. Ted Riley), 50 Cent (Spider)

New York Polisi'nde deneyimli iki detektif olan Turk ve Rooster, kendi yöntemleri ile huzuru sağlamaya çalışan ve suçluları cezalandıran bir seri katilin izini sürmeye başlar. Bu takip sırasında katilin bıraktığı ipuçları onları beklemedikleri bir yere sürükleyecektir.

Artılar:
* Robert De Niro ve Al Pacino'nun filmde bulunması dışında maalesef bir artısı yok, sadece sonunda aşağıda değineceğim gibi sürpriz olmayan bir "sürpriz" sonrasında geçen kısımlar fena değil gibi, onun dışında film hayalkırıklığı.

Eksiler:
* Jon Avnet, "88 Minutes" filminde Al Pacino'ya sırtını dayamıştı, anlamışki yetmiyor şimdi 2 kişiye birden sırt dayamış ama maalesef film bu 2 yetenekli oyuncuya da kendi çukuruna çekmiş.
* Filmin senaryosu çok iyi değil. Ortada seri katil, psikolojik sorunlar, bilinmezler vs. var ama ne aktörler ne de gelişmeler bununla çok ilgili... Bu senaryoya bu isimleri koyunca da kendilerince bazen takılıyor bu oyuncular filmden bağımsız olarak, hatta muhtemelen senaryoda olmayan duyguları da verip karakterin boşluğunu doldurmaya çalışıyorlar ama yetmiyor maalesef. Böyle bir filmde Van Damme, Jason Statham (ya da daha eskilerden benzer tarzdakiler) vb. oynasa belki daha da yakışırmış.
* "Heat" filminden sonra insan, bu iki dev oyuncuyu bu filmde gördüğüne adeta üzülüyor.
* Hele Al Pacino, canlandırdığı karakterden ötürü adeta filme birkaç beden büyük geliyor ve Robert De Niro'nun yanında ister istemez silik kalıyor, hatta neredeyse eziliyor.
* Filmin sonunda sürpriz niyetine yutturmaya çalıştığı durum ise açıkcası seyirciden saklanan bir takım resimler, sahneler, vs. bilgiler ile adeta filmin ortalarında belirginleşiyor ve bayağı bir sürpriz modunda filmin sonunu basitleştiriyor.