25 Aralık 2008

Film Yorum 56 - Body of Lies

7.5/10

http://www.imdb.com/title/tt0758774/

Yönetmen: Ridley Scott

Oyuncular: Leonardo DiCaprio (Roger Ferris), Russell Crowe (Ed Hoffman), Mark Strong (Hani), Carice van Houten (Gretchen Ferris)

Roger Ferris, ABD istihbaratının sahada ve insan yaşamının elde edilecek istihbarattan daha değerli olmadığı tehlikeli koşullarda görev yapan ajanlarından biridir. Ortadoğu'da terörizme karşı istihbarat toplarken sürekli olarak uydularla Amerika'da operasyonları masabaşında yürüten CIA ajanı Ed Hoffman tarafından izlenmekte ve kontrol altında tutulmaktadır. Kendince stratejiler üreten Hoffman, dünyanın en karmaşık istihbarat ağından kaçmayı başaran ve bir dizi bombalama eylemi düzenleyen bir terör örgütü liderinin peşindedir. Teröristi açığa çekmek isteyen Ferris, Ürdün gizli servisi ile de anlaşmaya çalışmaktadır. Bu arada Hoffman ve Ferris'in diğer şahsi hareketleri yüzünden işler gittikçe karışacak ve Ferris, hedefe yaklaştıkça güven kavramının hem tehlikeli, hem de hayatını kurtaracak tek şey olduğunu keşfedecektir.

Artılar:
* Film klasik ajan filmlerindeki abartılardan uzak oldukça gerçekçi senaryo ve sahneler ile ilgi çekici bir yapım.
* Leonardo DiCaprio ve Russell Crowe alışılagelmiş oyuncu karakterlerinin dışındaki karakterleri başarı ile sergiliyorlar.
* Bu arada Ürdün istihbarat şefini canlandıran Mark Strong da oldukça güçlü ve karizmatik bir karakter sergiliyor, tabii biraz Andy Garcia tipinin etkisi de yok değil bunda :)
* Kültürler arasındaki farklılıklar da son derece sade ama etkileyici bir şekilde; üstelik de filmin genel akışına uygun verilmiş.
* Efektler, teknoloji vs. anlamında etkileyici sahneler dışında duygular anlamında da etkileyici sahneler mevcut: insanların hayatının bilgiden değersiz olduğu ve harcanabilirliği anlamında helikopterin kovalama sahnesinde yaşananlar; kültürel farkların yansıtılmasında Leonardo'nu Aisha ile el sıkışamayıp elinin havada kalması; onca teknolojiye rağmen süper gücün bile çaresiz kaldığı uydu ile jip takip sahnesi; masum bir insanın yem olarak kullanımına yönelik yapılan sanal eylem, medya gücü ve sonuçları, vb.
* Filmin evde oturarak televizyondan ve medyadan her gün yaşanan savaşları ve terör olaylarını seyreden insanlara; değişik bakış açıları (nispeten) ile olayları daha gerçekçi ve iç yüzü ile anlatmak açısından da ufak bir faydası var. Her tarafın çıkarması gereken dersleri biraz da olsa mesaj olarak verebiliyor sonu ile. Hangi tarafda iseniz "algıda seçicilik" ile diğer tarafa yönelik mesajı yakalamanız daha olası :)

Eksiler:
* Tüm bunlara rağmen filmin vermeye çalıştığı mesajlarda hem Amerikan politikalarına ve istihbarat yöntemlerine hem de din fanatikliği ve teröre yönelik gösterdiği yaklaşımlar da yine de Amerikan bakış açısının izlerini görmek mümkün. Özellikle terörün masum insanlara verdiği zarar anlatılırken batıda yaşananlar gösterilip, teröre başvuranların da aynı zamanda orta doğuda nasıl eylemci buldukları ve bu insanların da aslında kurban oldukları falan tamam doğru da Amerika'nın bu yaşananlar da katkısı neler onlardan da bahsetmek ve Arap halkının gözünden olanların nasıl görüldüğünü de vermek gerekirdi bence. Örneğin Irak işgali ile muhabir olup sonrasında da ayakkabı atma noktasına kadar gelen Iraklı gazetecinin yaşamı sanırım bunun en güzel örneği; bir sonraki filmde kullanırlar artık. Filmin adı üstünde zaten "Yalanlar Üstüne"; malzeme bol, daha anlatılmadıklar da var yani...

13 Aralık 2008

Film Yorum 55 - The Day the Earth Stood Still

7/10

http://www.imdb.com/title/tt0970416/

Yönetmen: Scott Derrickson

Oyuncular: Keanu Reeves (Klaatu), Jennifer Connelly (Helen Benson), Jaden Smith (Jacob Benson), Kathy Bates (Regina Jackson), John Cleese (Prof. Barnhardt)

Daha önce de Dünya'ya gelmiş olan uzaylılar bu sefer farklı bir amaçla gelmektedirler. Uzaylı Klaatu'nun yeryüzüne inişi ve sonrasında kurduğu temaslar bir dizi önlenemez olayı başlatır. İnsanlığı uyarmak için gelen Klaatu'ya düşman gözüyle bakılır ve dünya liderleriyle temasa geçmesi önlenir. Helen, bu yanlış anlamaları gidermek için çabalarken, bir yandan da kaçınılmaz sonun geldiğini fark etmiştir.

Artılar:
* Film 1951 yapımı orijinal filme oldukça ilginç eklemeler getirmiş: Klaatu'nun biyonik zırhı, diğer kürelerin amacı, robot Gort'un mikro yapısı, insansız hava araçları, vb.
* Klaatu'nun Matrix'i hatırlatan güçleri de ilginçti. :)
* İnsan aptallığının ve inadının sınır tanımadığını da gösteren ilginç örnekler vardı. Askerlerin Gort ile savaş gerzekliği gibi.
* Senaryo, tipik bir ilk yarısı bilinmezler içeren felaket filmi modundaydı ve merak uyandırıcıydı.

Eksiler:
* Oyuncu kadrosu ve görsel efektlere rağmen yine de bilim-kurgu meraklıları dışındaki kişilere hitap edebilecek ilginç bir hikayesi bulunduğunu söyleyemeyeceğim.
* Orijinal filmde bulunan insanları tanımaya yönelik geziler, gözlemler ve verdiği mesajlar bu filmde çok da yer almamakta; hatta insanları anladığını gösteren sahne o kadar yavan ve sığ kalmakta ki, "hadi canım" diyesi geliyor insanın.
* Orijinal filmde uyarı amaçlı kullanılan ve daha etkili sunulan (sene 1951 ve efektler olmamasına rağmen) elektrik kesintisi hali, burada en sonda ve anlamsız kullanılmış. İnsanların ders çıkarmasını beklemek hayal olur yani. :)
* Bir de uzaylının geliş amacı da çok iyi verilememiş; orijinalinde en sonunda uzun uzun anlatıyordu ve kararı da insanlara bırakıp gidiyordu. Üstelik orijinal filmde amaç birşeyleri de yok etmek değil, uyarı vermekti; şimdiki filmde de bu son uyarı falan diye gelmiş olsa çok daha iyi olurdu bence.
* Orijinalinde olmayan 2. uzaylının bunca yıl ne halt ettiği meçhul!

Not 1: Orijinal filme eklenen bir husus (Klaatu'nun ölecekken "geçici" dirilmesi) dini açıdan konuyu sağlama bağlamak için eklenmiş (Mutlak bir varlığın sadece bu güce sahip olduğu da Klaatu tarafından söyleniyor). Çok benzer bir durum (mezarlık sahnesi) bu filmde de mevcut. Uzaylı da olsa gücünün bir sınırı var yani.

Not 2: Açıkçası, filmin her şeyi iyi olsaydı bile temeldeki fikirde zaten sorunlar bulunduğundan çok iyi bir yapım olma ihtimali de zaten yoktu. Bir kere filmin mantığında insana göre daha gelişmiş olan uzaylının, "insanı sadece düşünen bir hayvan olarak gören" tipik zihniyetin bir ürünü olduğu aşikar. Çünkü böyle bir uzaylı canlının da duygular konusundaki cehaleti (filmdeki örnekler: şefkat, üzüntü, sevgi, müzik, vb.) ile nasıl olup da insandan daha üst düzeyde bir canlı olarak kendisini gördüğü de yine uzaylının ancak "teknolojiyi üstünlük olarak gören" zihniyetin bir ürünü olması ile açıklanabilir. E, temel de böyle çürük bir mantaliteye dayandığından mantık hataları ve sorular ard arda geliyor doğal olarak. Gerisi detay...

Film Yorum 54 - Madagascar: Escape 2 Africa

6.5/10

http://www.imdb.com/title/tt0479952/

Yönetmen: Eric Darnell, Tom McGrath

Seslendirenler:Bernie Mac (Zuba), Ben Stiller (Alex), Sacha Baron Cohen (Julien), David Schwimmer (Melman), Jada Pinkett Smith (Gloria), Chris Rock (Marty)

Kahramanlarımız Madagaskar adasından kurtulmak için eski bir uçağı onaran penguenlere güvenip New York'a dönmek üzere yola çıkarlar. Ancak Afrika’nın üzerinden geçerlerken yere çakılırlar. Artık New York’taki hayvanat bahçesinde doğup büyümüş bu hayvanlar için Afrika'nın uçsuz bucaksız düzlüklerinde hayatlarında ilk kez kendi cinslerinden hayvanlarla beraber karşılaşma ve yaşama şansı doğmuştur.

Artılar:
* İlk filme çok benzer espri öğeleri ve karakterler ile devam niteliğinde bir film. Eğer bundan sıkılmazsanız. Penguenler yine favori tiplemeler.

Eksiler:
* Yukarıda da dediğim gibi aynı tarz ve hiç bir ilave katılmamış katıksız bir yapım.
* Artık klişe hale gelmiş Amerikan tarzı çizgi film öğeleri de zibil gibi: İnsan karakter ve davranışlarındaki hayvanlar, yaşam tarzları, duygular, vs. vs. her tarafı bayat klişeler ile bezeli, sonu da belli, tek amacı da ilk filmi unuttuğunuzdan bununla iyi vakit geçirin bari...

06 Aralık 2008

Film Yorum 53 - A.R.O.G.

8.5/10

http://www.imdb.com/title/tt1286126/

Yönetmen: Cem Yılmaz, Ali Taner Baltacı

Oyuncular: Cem Yılmaz (Arif/Logar/Kaya), Özge Özberk (Ceku), Özkan Uğur (Dimi), Zafer Algöz (Karga), Ozan Güven (Taşo), Nil Karaibrahimgil (Mimi)

Gora gezegeninde yaşadığı maceradan sonra yanında sevdiği kadın Ceku ile beraber dünyaya dönen Arif mutlu bir yaşam kurmuş, doğacak çocuklarının tatlı telaşı içinde yaşamını sürdürmektedir. Ancak komutan Logar evrendeki en büyük düşmanı Arif’den intikam almaya yemin etmiştir. Arif’i öldürmenin basit bir intikam olacağını düşünen Logar, daha acı verici bir yöntem bulur ve Arif’i 1 milyon yıl öncesine gönderir. Arif tekrar kendi zamanına dönmek için çabalarken tarihin ilk devirlerinde yaşayacakları hem onun için hem de o devirdekiler için unutulmaz olacaktır...

Artılar:
* Cem Yılmaz bu film ile gösteriyor ki Türk insanı için mizah denildiğinde akla ilk gelecek isimlerden birisi kesinlikle kendisi olacak.
Şu söz de hoşuma gitti, birisi demiş ki: Cem Yılmaz daha iyisini yapana kadar en iyisi bu!
* Tipik bir Cem Yılmaz klasiği olarak filmin sonunda espri bombardımanı yüzünden her sahneyi hatırlamıyorsunuz. Ama maymunlarla geçen sahneler, Logar'ın Arif'i zamanda geriye yollamadan önceki sahneleri, bakkal ile konuşması, medeniyeti oluşturmaya yönelik tüm çabaları, vs. hakkaten unutulmaz sahnelerdi.
* Yontma taş devrini espri malzemesi olarak kullanmayı akıl etmek ve bunu da ustalıkla başarmak açısından da takdir etmek lazım Cem Yılmaz'ı. "Hangi devirdeyiz kardeşim bana bunları yapıyorsunuz", "Jurassic parka çevirdiniz lan", "Çocuk falan bu devirde zor, ohoo siz bunu şimdiden derseniz", vb. daha çok var ama aklıma gelmedi valla başka!.. :)
* Film GORA'nın devamı olmayı hem konusu, hem kurgusu hem de başarısı ile gösterecek hiç şüphesiz.
* Espriler yine son derece hoş, kaliteli, orijinal ve filmin akışına/olaylara ustaca yedirilmiş. Bazen ard arda öyle bir bombardıman şeklinde geliyor ki arada bir iki taneyi kaçırıyorsunuz :)
* Hatta bazı espriler o kadar farklı zeka ve zevklere hitap ediyor ki, değişik sahnelerde değişik esprilere onlarca farklı kişiler kopuyor. O yüzden esprilerde bir tekdüzelik de yok, ortaya karışık. :)
* Film hikayesi ile son derece malzemesi bol bir alan yakalamış ve bunu da ustaca kullanmışlar.
* Filmdeki teknolojik efektler ve müzikler de son derece başarılı.
* Yine yer yer bir çok filme ustaca göndermelerde bulunuyor Cem Yılmaz. Mission Impossible, Eyes Wide Shut, Jurassic Park, 2001: A Space Odyssey, 300, Ghost, Face/Off, Alien, vb.
* Futbol ile ilgili sahneler de tam Türkiye'deki futbol yaklaşımlarına yaraşır bir tarz ve iyi gözlemler ile verilmiş.
* Bu sefer belden aşağı espiri yok denecek kadar az ve küfürleri ise yontma taş devri dili ile evirip çevirerek yırtmış. Hele bazı sahnelerde kesin küfür geliyor derken, bakmışsınız siz içinizden küfür ediyorsunuz ama karakterden çıkmıyor!
* Bazen seyirciyi olaya katan ve ekrana oynanan sahneler de vardı ve ilginçti. Küfür kullanımına yönelik de eleştirmenlere kapak olabilecek güzel bir sahnesi var.
* Filmin fragmanlarında görünenden çok daha fazlasını içermesi de sevindirici, genelde en iyi sahneler fragman da olur ya ellerinde başka malzeme olmadığından, AROG'da öyle değil işte.
* Son zamanlarda kalite ve seviye özürlü rezalet ötesi mizah filmleri ekranlarda utanmadan boy gösterirken (misal: Recep İvedik, Tropic Thunder, Zohan..) böyle zeka dolu ve ince esprili, her sahnesine kurgu, kostüm, efekt, müzik anlamında özen gösterilmiş bir yapıma en azından daha iyisinin olabileceğini ve de nasıl olabileceğini gösterdiği için teşekkür de etmeli. Bir 0.5 puan da sırf bu yüzden hediyem olsun :)
* Kısaca: Yontma Taş devrini bile en son teknoloji ile Türk'e göre yontmuş Cem Yılmaz, helal olsun...

Eksiler:
* Film 2 saatlik süresi ile bir hayli uzun. Bu son kısımdaki gereksiz uzatılan maç sahnesi dışında göze fazla batmasa da yine de uzun. Maç sahnesinin sıkıcılığı belki de en önemli eksisi.
* Cem Yılmaz'ın ana 3 karakteri başarıyla canlandırması dışında diğer ünlü oyuncuların neredeyse hiç performans göstermesi gerekmiyor ve ön plana çıkan rolleri olmuyor. Her ne kadar adam tek başına yetse de, konu-malzeme gani de olsa sonuçta film bu, standup değil ki...
* Bitişi de filmin uzunluğuna ters ve beklenenin aksine aniden oluveriyor.
* Geçmişe yolculuk olur da mantık hatası olmaz mı; Arif'in geleceğe etkileri noktasında mantık biraz bozulmuş... :)

Not 1: Sinemacılık açısında belki eksi ama filmin de artısı: Filmin eğlendirmek dışında bir amaç içermediğini ve böyle bir kaygısının da olmadığını unutmamak gerek.

Not 2: Duvardaki söz şu imiş: "Duanla yaşamadım ki bedduanla öleyim"

03 Aralık 2008

Film Yorum 52 - Burn After Reading

7/10

http://www.imdb.com/title/tt0887883/

Yönetmen: Ethan Coen, Joel Coen

Oyuncular: Brad Pitt (Chad Feldheimer), George Clooney (Harry Pfarrer), Tilda Swinton (Katie Cox), John Malkovich (Osbourne Cox)

Alkolik olduğu gerekçesiyle CIA'de arkaplan işe alınan ajan Ozzie Cox istifa eder ve anılarını yazmaya başlar. Ancak içinde gizli bilgiler de içeren bir CD'yi spor salonunda bir şekilde kaybolur ve salonda bir görevli olan Chad ve aynı yerde yönetici olarak çalışan Linda, bu CD ile Cox'a şantaj yapmaya başlarlar. İşin içine bir de Katie'nin birlikte olduğu federal ajan Harry girince olaylar daha karmaşık bir hal alır.

Artılar:
* Coen kardeşlerin tarzına has yine ilginç bir film olmuş. Sıradışı bir karamizah ve tarzlarını sevmiyorsanız hoşunuza gitmeyebilir (bkz. Fargo, Big Lebowski).
* Karmaşık ilişkiler, sunuluş tarzı ve yer yer mizah öğeleri ile eğlenceli bir yapım.
* George Clooney rolünde oldukça başarılı. Brad Pitt daha önce de benzer rollerde oynamıştı, ama yaş itibari ile sırıtıyor karakterinde.

Eksiler:
* Sahneler ve konu geçişlerinde bazı kopukluklar mevcut.
* Sonunun bitiş tarzı kimilerine garip gelebilir.
* Hikayede ilginçlikler bulunsa da yine de bir sıradanlık hissi her zaman mevcut ve ağır ilerliyor.