07 Mart 2009

Entropik Film Yorumlarım - 2



2. Gelelim bir diğer tarz filmlere. Aslında bu, filmden çok senarist/yönetmen ile ilgili bir tespit. Bir kere beğenilen bir filmi tarz olarak benimseyip sonra hep ısrarla o tarz ve benzeri yapımları benzer klişelerle çıkarmak.

Bu aslında genel anlamda büyük bir sorun değil, insan genelde başarılı olduğu şeyleri yapmak ister bu da doğal ama sorun bunun bazen seyirciyi bayma noktasına getirmesi. Buna örnek olarak David Lynch’i vermeyip bu sefer Quentin Tarantino’yu vererek çeşitlilik yapayım. Tarantino filmleri diye bir kategori oluşmuş ve bazı filmleri oldukça tutulmuş da olsa filmlerinde genelde benzer özelliklere klişeleşmiş olarak yer vermesi (boş edebiyat yapan tiplemeler, aykırı karakterler, aşırı şiddet, küfür, vb. öğeler) sebebi ile bir kaç filmden sonra artık bir haz vermeyen noktaya geliyorlar. Hele bir de “farklı tarz bir film niye çekmiyorsunuz, neden hep şiddet, kan vs.” denildiğinde “bunlar hayatın gerçekleri, bunların da sinemaya taşınması lazım” gibi ifadeler insanı iyice çileden çıkarıyor (Umarım bunu Tarantino demiştir, sonra ayıp etmeyelim de. Gerçi benzer tarzda yapanları kastedip genelleme yapayım da özel de tutturamazsak bari daha geniş kümede tuttururuz). Hadi ben bunlarda başarılıyım dese kabul de, madem bunlar hayatın gerçekleri, hayatın diğer “güzel” gerçeklerini de anlatan bir film çekseniz o zaman. Neyse, dediğim gibi bu her insan için genelde başarı sağlanan bir kaç alan olabileceğinden çok kritik bir husus değil, kimseyi kınamıyorum, maksadı aşmadan öze dönelim: Bir tarz filmde başarı sağlandıktan sonra ısrarla benzer tarz filmleri veya devam filmlerini çekmek ama bunlara yeni unsurlar katmayıp, tamamen öncekilerin benzeri, hatta tekrarı noktasında klişelerle bezemek de bence büyük bir eksidir. Üstelik Tarantino’nun kendisiyle özdeşleştirilen bir çok sahnenin de orijinal olmayıp önceki bir çok filmden alıntı olduğu da bir gerçek.

3. Her filmi, filmin başta verdiği kendi varsayımları ile kabul edip ona göre devamını seyretmeli. Ancak bazen bu varsayımların bile ötesinde filmin mantıksızlıklar ile dolu olması; bir de bunların doğalmış gibi seyirciye yutturulmaya çalışılması.

Bu varsayımlar ile kastım da filmin gerçek dünyadan ayrılan fantezi/saçmalık kümesi. Bu tabii ki genelde gerçek üstü, bilim-kurgu tarzı filmlerde daha çok geçerli olabiliyor benim açımdan. Yoksa Örümcek Adam (ki en sevdiklerimdendir) gibi filmlerde düşünsenize örümcek ısırıyo, böyle oluyo. Varsayımı kabul edip sonraki gelişmelerde mantığı buna göre kurmak lazım, yoksa saçma deyip baştan da silebilirsiniz güzelim hikayeyi... Ama sıkıntı bu varsayımları bazen aşıp konuda mantıksızlıklar olması, hatta bazen de bu fantastik öğeleri günümüz bilim/teknolojileri ile açıklayıp bir mantığa dayandırma çabalarında mantıksızlıklar olması. Bazen bunları bir nebze mantıklı yapabiliyorlar örneğin “Iron Man-” , “Batman Begins-” filmlerinde kıyafeti teknolojiye nasıl bağladıklarını açıklama çabaları gibi. Ufak tefek sorunlar da olsa bu varsayımı -en azından çabayı takdiren- kabul edebiliyorsunuz. Ama bir de filmdeki gerçek-üstü öğeden bağımsız yapılan hareketler var. “Wanted-” filminde kahramanın kurşuna falso verecek kadar reflekslerini kontrol edebilmesi. Ama “hızla dönerek gelen kapısı açık bir arabaya ayaktaki birini içeri alacak şekilde denk getirmek, tabii bir yerini sakatlamadan lök diye alacak şekilde” ve “iplik dokuma tezgahının tüm modern bilgisayarların atası olarak ikilik (binary) sistemle isimler üretmesi ve her ne hikmetse her zaman İngilizce ve anlamlı ad-soyad kombinasyonlarını üretebilmesi” nasıl mümkün oluyor, bunlarla ilgili bir varsayımı bile yok filmin.

Bir de herhangi bir gerçek-dışı öğesi olmayıp aynen birebir yaşadığımız gerçeklikte geçen filmlerde inanılmaz şeyleri başaran kahramanlarımız var. Hadi bunların bazıları gerçekten insan sınırlarında başarı gösteriyorlar (mermilerden de şans eseri kurtuluyorlar, şansları da yaver gidiyor bazen bunlara kabul), ama bir de adamın zaten başarmama ihtimali yok, o kadar “cool” olan tiplemeler var ki, of evlere şenlik. Örneğin: “Transporter-” ve “Shoot 'Em Up-”daki kahramanlarımız. Mantıksızlığın dozajı ve kaldırabilirlik tabii ki her filme ve her seyirciye göre değişebiliyor. Özelikle macera filmlerinde bu konulara ne kadar dikkat edilirse film daha da güzelleşiyor. Mesela “Indiana Jones-”, “Lethal Weapon-” ve “Die Hard-” gibi seri filmlerde kahramanların yaptıkları bazı inanılmaz hareketler ve yaver giden şansları filmin genel kurgusu/akışı içinde olağan geliyor ve kendinizi kaptırabiliyorsunuz, film de sizi sarabiliyor. Dediğim gibi bunları da saçma bulanlar çıkabilir ama ben o kadar da acımasız davranmıyorum :) . Ama son zamanlardaki “Wanted”, “Journey to the Center of the Earth-” ve “The Mummy: Tomb of the Dragon Emperor-” filmlerindeki bazı mantıksızlıkları da yazmadan edemedim.

Son bir de komedi türü filmlerde olan kişilerin davranış mantıksızlıkları vardır ki, bunlar da benzer şekilde ya hazmedilebilir olabilir filmin genel yapısına göre ya da çok sulu gelebilir (Bana göre “Naked Gun-”, “Police Academy-”, “Heartbreak Kid-”, “Get Smart-”, vb. nispeten iyi iken “American Pie-”, “Austin Powers-”, “Mr. Bean-” gibi filmler ise sulu ötesi gelmekte. Hoş, belki amaçları da bu zati…)

Esasında yukarıdaki mantıksızlıklar içeren 3 ayrı kategori için de son zamanlardan bazı iyi örnekler verebilirim:
1. Bilim-kurgu olmasına rağmen mantıksızlıklar içeren: “War of Worlds-” (ki bu film, bugüne kadar gördüğüm en kötü, en beceriksiz filmlerden biri. H.G. Wells’in romanı çok iyi iken bunu resmen katletmişler. O kadar çok mantıksızlık var ki, yazmaya değmez)
2. Gerçek dünyada geçen macera olmasına rağmen mantıksızlıklar içeren: “National Treasure: Book of Secrets-” (ki bu film, bugüne kadar gördüğüm en kötü, en beceriksiz filmlerden biri. Resmen National Illogical olmalı adı. O kadar çok mantıksızlık var ki, aynen diğeri gibi yazmaya değmez. Böyle seyirciyi aptal yerine koyan, ne versek yutar zihniyeti ile hiçbir elle tutulur bir çaba içermeyen filmlere ne desem az, verdiğimiz paraya da yazık)
3. Mizah tarzı olmasına rağmen kişilerin garip davranışlar sergilediği mantıksızlık içeren: “Superhero Movie-

Neyse böyle ilkeler ile kendimizce filmleri yorumladık işte.
Sonuçta, peki hangi filmleri sevmişim yav o zaman, diye ben de düşününce iyi not verdiklerimi görüp rahatladım.


Blogdaki film yorumlarıma bakınca da genel ilke olarak şu keşfedilebilir:
Düşünce bir nehir gibi akıyor işte, zamanında böyle yorumlamışız. Dolayısı ile yorumlar her sayfanın en altında yazan tarih için geçerli. Zaman içinde farklı görüşlerimiz ortaya çıkmış olabilir. Tabii bunun olma olasılığı entropideki olasılıkların gerçekleşmesi gibi. Temel görüşlerde değişiklik olma olasılığı zayıf iken, ufak tefek ayrıntılarda görüş değişiklikleri mümkündür.
Boşuna demedik zaten entropik film yorumları diye…

Hiç yorum yok: