07 Mart 2009

Entropik Film Yorumlarım - 1



















Evet, 1 sene önce bugün başlamışız seyrettiğimiz filmlere kendimizce yorum yazmaya ve 70 filme ulaşmışız.


Baktık ki, insanlar her yerde her konuda yorum yapıyorlar, bu kazana biz de bir kepçe bir şeyler atalım diyerek seyrettiğimiz filmlerle ilgili görüşlerimizi yazmaya başlamıştım. Aslında tam öyle demedim “blog” boş durmasın doldurayım dedim .


Tabii film yorumu dememin sebebi, “film eleştirisi” gibi bir profesyonel bir tarz ile bir eleştirmen gibi yazmamak. Bu, ne kadar anlaşılır bilemediğimden belirteyim istedim. Türsel, tarihsel, göstergebilimsel, psikanalalitik, vb. eleştiri yöntemlerinin hiçbiri yorumlarımda bilinçli olarak kullanılmamıştır. Dolayısı ile bu yorumlarda filmin detaylı analizini (kurgu, karakter tahlili, oyunculuklar, sahne düzenlemesi, kostüm, vb.) bulmanız mümkün değil (vaktim de yoktu zaten), bu niyetle gelenler yanlış sayfadasınız…

Sadece, hani sinemadan çıkınca konuşuruz ya “Sonu güzeldi, şu sahne çok saçmaydı, vs.” gibi bir takım fikirleri unutmadan not edeyim bir yerlere; hem zamanında bu film hakkında sıcağı sıcağına neler düşünmüşüm, hem de filmi seyretmek isteyenlere bir fikir vermiş olur amacıyla yola çıktım.

Aslında ilk başta aşağıdaki sorunlar doğrultusunda filmleri iyi/kötü diye gruplamış oluyorum. Baştan belirtmekte fayda var; her filmin kendine has özellikleri ile ayrıca değerlendirilmesinde ve filmin türüne/konusuna/yönetmenine/vs. göre önyargılı olunmamasında fayda var. Filmleri her seyircinin algılamasında da farklılıklar olması ve hangi kitleye hitap ettiklerine bağlı olarak iyi/kötü değerlendirmeleri de doğal. Ama bu, yine de insanın doğası gereği her şeyi benzer özelliklerinden yola çıkarak gruplama eğilimini değiştirmez. Ben de kendimce aşağıda grupladım, artık önyargı mı yoksa kriter mi filmine göre değişir:

1. Seyredilen filmlerin bir kerede anlaşılır olmaması (bu benim anlama kabiliyetimden bağımsız genel izleyici kitlesi için geçerli) film açısından bence en büyük eksidir.

Yok efendim senarist/yönetmen bilerek böyle çekmiş, filmin güzelliği burada, vs. hikaye bunlar, yemezler!!! Yok filmi 2-3 kere daha seyretmek lazım, yok şu şu kitabı, forumu, sitede yazanları okumak lazım… Hadi yaa, ben niye düşünememiştim bunu!! Adam bir seferde her şeyi anlatacak şekilde film çekemesin, onun eziyetini ben çekeyim. Keyfe bak!

Tabii ki filmdeki her detayın, her olayın tek seferde anlaşılamayacağı kurgusu karışık, ama güzel filmler de olabilir, buna bir nebzeye kadar itirazım yok. Ama şimdi örnekleri verince anlaşılacaktır, bunu bir de zevk için yapan yönetmenler var. Misal: David Lynch’in “Lost Highway-” filmi tam da bu kategoride olup, yönetmenin başarısı, filmin tarzı, vs. benim açımdan hiçbir şey ifade etmemektedir. Çünkü maalesef seyircinin genelinin (bazıları bu tarza bayılmış olabilir, sanat için yapmış, benim için yapmasa da insan olan ben bayılırım buna diyebilir. Ama sonuçta bunu değerlendiren insan olduğuna göre bu da benim şahsi değerlendirmem) anlayamaması ve doğal olarak da anlayamamanın verdiği tatminsizlik (ki buna hayal kırıklığı, aptal yerine konma, vb. başka duygular da katılabilir) bir sonuç olarak değil bir amaç olarak ortaya konduğundan bunu yapan filmi sevme ihtimalim yoktur. Kasıtlı tavırlara kasıtlı olarak beğenmeme hakkımı sonuna kadar kullanırım. Ama bir “Memento-”, bir “Usual Suspects-”, bir “Twelve Monkeys-” gibi yapıtlar bu açıdan beğeni ve takdiri hak eden filmlerdir. Çünkü hem karışık bir kurguya sahip hem de bunu sonunda seyirciye de açan bir özgüvene sahiptirler. Burada özgüven ile kastım, sonunda senarist/yönetmen cesaret edip de konuyu bir yere bağlama, olayları kendince açıklama yolunu tercih etmiştir. Çünkü bu sayede bu tercihleri de eleştirilebileceğinden bence bu diğer tercihe göre daha fazla özgüveni gösterir ve daha çok takdir gerektirir. Bu konuda benzer bir film de (diğerleri kadar başarılı olmasa da) “Vanilla Sky-”dır (Her ne kadar orijinal film “Open Your Eyes-” denilse de ben ilk öbürünü seyrettiğimden benim için artık o “orijinal” oldu). Vanilla Sky filmindeki karmaşa, filmin sonlarına doğru insanın tüm filmi baştan sona gözden geçirmesine, kafasında tartmasına, yoksa şöyle mi, ama nasıl, vb. soruları film boyunca sormasına sebep oluyor (Hakkaten de yorucu bir filmdi, ama tatlı bir yorgunluk).

Film aslında birkaç olay dışında seyirciye her şeyi göstermesine rağmen bu noktada ana karakterin de hatırlayamadığı hususları göstermeyerek karakterin yaşadığı çelişkilere seyirciyi de çekiyor. Ve film işte bu çelişkilerle bitmiyor ve “Tech Support” gibi unutulmaz bir cümle ile filmin sonunda tüm karmaşa karaktere açıklanırken seyirciye de açıklanıyor. Hem film bittiğinde kafalarda temel konuda soru işareti kalmıyor (tabii ki bazı şeyleri hala tartışıyorsunuz) hem de senarist/yönetmen yaptığı işin hakkını veriyor ve büyük bir hünerle, cesurca bir kurgu ile konuyu toparlıyor; beğenilsin veya beğenilmesin, artık eserim budur diyor.

Bu tarza bazen Stanley Kubrick filmleri de girmektedir. Her ne kadar kendisi “2001: A Space Odyssey-” filmine bir son koymadığını, seyircinin düşüncesine açık bıraktığını söylese de bu durumu da bazen insan hoş karşılamayabiliyor. Hadi bu filmde çok değil ama bazen filmdeki giriş, gelişme sonrasında heyecanla sonunu nereye bağlamış diye beklerken (zaten film bu beklentiyi doğruyorsa ve beklentiyi karşılamıyorsa sorun) bir bakıyorsunuz filmin sonu yok, ya da güdük kalmış. Sonra insan ister istemez düşünüyor; zaten yönetmen mantıklı bir son bulabilseymiş koyarmış, becerememiş diye...

Özetle, bu türleri ben yutmuyorum yani... Hayatta zaten yeterince bilinmez varken ve zaman değerli iken, film boyunca anlatmayı başaramayan sonra da “bir iki kere daha seyret veya git bir yerlerden oku belki anlarsın” diyenlere veya kafa yorup emek harcayıp bitiremediği filmine “bi zahmet sen kafa yorup kendine göre buluver bir son” diyenlere cevabım: Oldu canım, ben seni filminle başbaşa bırakayım, eksikleri tamamlarsan çağırırsın, işim gücüm var...

Devam edecek...

Hiç yorum yok: